Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu

29 Ocak 2015 Perşembe

Kamaniçe

Ukrayna’ya seyahat dediğimizde herkesin aklına Kiev, İlbav (Lviv) ve Odessa gelir de, nedense bir dönem Türk idaresinde bulunmuş nice Ukrayna şehrini hiç bilmez; Ukrayna'ya gitsek de hiç gezmeyiz... Bosna, Sırbistan, Bulgaristan vb tamam da, kaçımız bir zamanlar Ukrayna topraklarında Türk bayrağının dalgalandığını biliyor ki?

2015 Ocağında Ukrayna’ya gerçekleştirdiğim ilk seyahatimde, İlbav ve Kiev'in yanısıra bir zamanlar ele geçirdiğimiz bu az bilinen şehirleri de ziyaret etmek istedim. Bu nedenle yolumu uzatmak pahasına, uzun araştırmalar sonrası gezi planıma Çernivtsi, Hotin ve Kamaniçe’yi de eklemeye karar verdim.

Ukraynaca adı Kamyanets-Podilskyi olan şehre Türkçede Kamaniçe demişiz. Şehir o kadar önemli ki, şehirden geçen her millet kendi dillerinde bir ad vermiş Kamaniçe'ye. Lehler Kamieniec, Rumenler Camenița, Litvanlar Kamenecas, Almanlar Kamjanez, Ruslar Kamenets, Museviler Komenets diyorlar. Bense hem tarihe olan saygımdan, hem Türkçeye olan sevgimden, hem de söyleyiş kolaylığından dolayı yazı boyunca Türkçe adı olan Kamaniçe'yi kullanmayı yeğleyeceğim.

(Çernivtsi ve Hotin ile ilgili gezi yazılarıma bağlantılara tıklayarak ulaşabilirsiniz!)

Kamaniçe Kalesi


Kamaniçe Kalesi'nde
Kamaniçe tarihi boyunca bölgenin önemli güçlerinin arasında iktidar savaşlarına sahne olmuş. Lehler, Ruslar ve Türkler mütemadiyen savaşmışlar bu şehri ve muhkem kalesini ele geçirebilmek için. Kaleyi fethetmeyi ancak 1672'de başarsak da öncesinde nice başarısız denemelerimiz olmuş. Nice Türk askeri Kamaniçe Kalesi kuşatmalarında can vermiş.

Efsaneye göre Genç Osman 1621'de dedelerinin yaptığı gibi yine bir umut dayanmış kalenin kapılarına. Bakmış ki ulu bir kale... Sormuş askerlerine "Yâ hû kim yapmıştır bu haşmetli kaleyi?" Demişler ki "Allah yapmıştır padişahım!" Padişah bakmış uzun uzun kaleye ve "O zaman Allah kendi fethetsin burayı" deyip ordusunu geri çekmiş. Bu başarısızlığı Genç Osman'ı sona götüren yolun başlangıcı olmuş.

Kamaniçe'nin fethi, 4. Mehmet'e nasip olmuş. Bir rivayete göre 400 bin kişilik bir orduyla kuşatmış kaleyi ve elbette başarmış. Ama bize yâr olmamış bir türlü Kamaniçe... Osmanlı'nın bu en kuzeydeki kalesi bir türlü elde tutulamamış. Hepi topu 1672-1699 yılları arasında 27 yıl elimizde tutabilmişiz Kamaniçe'yi.

Şehri, Podolya Eyaleti’nin başkenti yapmış; şehirdeki kiliseleri camiye çevirmiş; yıpranmış köprü ve kale burçlarını onarmışız ama meşhur Karlofça Antlaşması’yla Lehlere bırakarak bir daha hiç dönmemek üzere ayrılmışız Kamaniçe’den. Aradan geçen 3 yüzyıldan fazla zamana rağmen, şehirdeki Türk izlerini hâlen sürebiliyorsunuz.

Nasıl gidilir?


Öncelikle Kamaniçe'nin konumundan ve gezim içindeki yerinden söz edeyim. Şehir, Ukrayna'nın güneybatısında bulunuyor. Havalimanı yok. En yakın uluslararası havalimanı Çernivtsi'de ama Türkiye'den Çernivtsi'ye doğrudan uçuş yok. İlbav (Lviv) veya Kiev'e uçup, bu şehirler üzerinden tren veya otobüsle gelmek zorundasınız. Ben İlbav (Lviv) > Çernivtsi > Hotin > Kamaniçe > Kiev güzergâhını izledim. İlbav'dan Çernivtsi'ye geceleyin yataklı trenle 5,5 saatte geldim. Çernivtsi'yi de biraz gezdikten sonra oradan otobüslerle Kamaniçe'ye yaklaşık 2 saatte gidebilirsiniz. Avtovokzal dedikleri otogarları Çernivtsi şehir merkezine yaklaşık 15-20 dakika uzaklıkta. Bunu dikkate almanızda yarar var. Kiev'den geliyorsanız yine demiryolunu seçmek en mantıklısı.



Blog'unu ilgi ve hayranlıkla takip ettiğim Caner Cangül de Kamaniçe'yi ziyaret etmiş ve çok güzel bir yazı yazmış. Benim çok işime yaradı. Gitmeyi düşünüyorsanız ya da onun çektiği Kamaniçe fotoğraflarını görmek isterseniz sayfasını ziyaret etmenizi öneririm. Bu haritayı da yine kendisi hazırlamış. Gideceklere çok yardımcı olacağını düşünüyorum.

Görülmesi gereken önemli yerler


Katedral ve Türk minaresi
Kamaniçe şehri, Smotriç Irmağı’nın oluşturduğu bir menderesin içinde kurulu. Irmak, şehrin çevresinde doğal bir hendek görevi görüyor. Kamaniçe kalesi de, kara tarafında aşılmaz bir kapı gibi dikiliyor. Benim de şehirde ilk ziyaret ettiğim yer Kamaniçe Kalesi oldu. Yetişkinler için 20, öğrenciler için 10 grivna olan giriş ücretini ödedikten sonra kale kapısından geçerek içeri girdim. Mevsim kış, hava soğuk olsa da birçok ziyaretçi vardı kalede. Kale kapısını geçer geçmez açık gördüğüm tüm bölümlere daldım. Burçlara tırmandım, mahzenlere indim. Kalenin içindeki müzeyi gezdim ve kalenin sunduğu muhteşem manzaraları seyre daldım. Yalnız kale çok bakımsız. Avlu toprak ve yağıştan sonra her yer bileğe kadar çamur oluyor ve tahta basamaklar yağ dökülmüşçesine kayganlaşıyor. En azından çamurla başa çıkmak için birkaç kamyon çakıl dökmeyi akıl edemiyorlar mı?

Kaleyi gezmeyi bitirdikten sonra, çevresinde yapacak başkaca bir şey olmadığı için hızlıca kaleden ayrılıp doğruca eski şehir merkezine gittim. Kaleden şehir merkezine gitmek için, şehrin en önemli tarihî eserlerinden biri olan ve yerli halkın Türk Köprüsü dediği eski taş köprüden geçmeniz gerekiyor. Aslında köprü Romalılar döneminde yapılan antik bir yapı olmasına karşın, Türkler şehri fethettikten sonra köprüyü esaslı bir onarıma aldıkları için adı Türk Köprüsü kalmış.

Dominiken Manastırı'ndaki minber
Kale ve köprü dışında bana kalırsa şehirdeki en önemli ve en ilginç yapı Aziz Petros ve Pavlus Katedrali. (St. Peter ve St. Paul Katedrali olarak da geçiyor bazı kaynaklarda) Türkler şehri ele geçirdiğinde bu mabedi camiye çevirmişler. Eklenen minare hâlâ tüm ihtişamıyla dikiliyor katedralin arka duvarına bitişik bir biçimde. Bu minarenin ilginç bir de hikâyesi var… Söylenen o ki, Türkler Karlofça Antlaşması’yla şehri Lehlere bırakmaya mecbur kalmış ama bir şart koşmuşlar şehirden çıkmadan önce: “Yaptığımız bu minareyi yıkmayacaksınız” demişiz. Lehler razı olmuş ama varmış elbet akıllarında bir hinlik… Camiyi yeniden kiliseye çevirirken sözlerinde durup minareye dokunmamışlar ama tepesindeki alemi çıkartıp bir Meryem Ana heykelini konduruvermişler yerine. Daha sonraları 1876'da attan düşerek ölen bir Polonyalı asilzadenin kızı için mermerden bir anıtmezar yapılarak katedralin içine koyulmuş. Bu katedrale gitmek için bir başka önemli tarihî eserin altından, "Zafer Kapısı"ndan geçmeniz gerekiyor.

Tüm Ukrayna şehirlerinde olduğu gibi Kamaniçe’de de adım başı kilise var desem abartmış olmam. Eski merkezde bu katedral dışında Dominiken ve Fransisken manastırları, günümüze yalnızca kalıntıları ulaşmış olan Ermeni Kilisesi ve Triytsy (Teslis) Kilisesi bulunuyor. Dominiken Manastırı da Türk egemenliği döneminde camiye çevrilmiş. Bu yapının minaresi kaldırılmışsa da içindeki minber hâlâ duruyor.

Şehrin yeni merkez denen tarafında gözalıcı mavi rengiyle hemen dikkatleri çeken bir başka mabet daha var: Aziz Yorgi (St. George) Katedrali. Ben şehrin yeni tarafına hiç geçmedim; dolayısıyla bu katedrali ziyaret edemedim. Acaba çok şey kaçırdım mı? Siz eğer gezip görürseniz yorum yapıp beni bilgilendirir misiniz? :)

Ratuşa ve Ermeni Kuyusu
Eski kentin ana meydanı, Polskyi Rynok dedikleri açık alan. Burada 14. yüzyıldan kalma eski bir “kaymakamlık” binası bulunuyor. “Ratuşa” dedikleri bu bina, küçük çaplı bir müzeye evsahipliği yapıyor. Birkaç tarihî para ve nesneden oluşan koleksiyonunda görülmeye değer pek bir şey yok. Es geçseniz de bir şey kaybetmezsiniz. Meydanda “Virmenska Krynytsya” dedikleri Ermeni Kuyusu yer alıyor. Kuyudan ziyade şadırvana benzediğini söyleyebilirim! Meydanda bir de şirin heykel bulunuyor. Modern çizgiler taşıyan bronz heykel elleri belinde çevreyi izleyen fotoğraf makineli genç bir gezgini betimliyor. Önünde güzel resimler çekinebilirsiniz.

Ziyaretinizi kolaylaştıracak bilgiler


Kamaniçe 110 binlik küçük sayılabilecek bir şehir olmasına karşın yıllık 140 bin dolaylarında turist ağırlıyormuş. Yaz aylarında Smotriç Irmağı üzerinde yapılan balon gezileri, şehir şenliği ve Kazak Oyunları turistlerin en çok ilgisini çeken etkinliklermiş. Tabii ben kara kışta gezdiğim için yapabileceğim tek şey tarihî eserlerle yetinmekti. Kamaniçe’de eski şehir merkezinde sayıları az da olsa pizzacıdan lüks restoranlara kadar her bütçeye ve damak tadına uygun yemek yerleri bulunabiliyor. Ben gözüme ilk çarpan ve kalabalık göründüğü için iyi bir mekân olduğu kanısına vardığım meydandaki New York adlı pizzacıya girdim. Deniz ürünlü pizzalarını tavsiye ederim.

Kamaniçe 1 günde gezilebilecek ufak bir şehir. Aynı gün içinde, 20 dakika uzakta bulunan Hotin kasabası ve Hotin Kalesi'ni de ziyaret etmeyi düşünebilirsiniz. Bu kale de bir süre Türklerin elinde kalmış, görülmeye değer tarihî bir yer. Hotin'e taksiyle gidebilirsiniz. Ukrayna’da taksi çok ucuz. Pazarlık yapmak ve fiyatta önceden anlaşmak koşuyla kullanmaktan hiç çekinmeyin.

Kamaniçe'ye bir, hatta yarım bir gün bile yeter fakat programınız bir geceliğine şehirde kalmayı gerektirirse şehir merkezindeki mütevazı hostelleri ya da yeni şehirdeki otelleri tercih edebilirsiniz. Kamaniçe’nin, Türkiye’den kalkıp ‘özellikle görmek için’ gelinecek bir şehir olduğunu söyleyemem. Bir Kiev ya da Lviv değil elbette. Fakat benim yaptığım gibi Kiev-Lviv arasında yolculuk ederken kolaylıkla araya sıkıştırabilirsiniz. Hem fazladan bir şehir görmüş olursunuz, hem de yüzyıllar önce belki dedelerinizin adımladığı topraklarda bu kez de siz yürürsünüz!

Kamaniçe ilgili bir diğer gezi yazım da “gezimanya.com” adresinde bulunuyor. Bağlantıya tıklayıp okuyabilirsiniz. 

2 yorum:

  1. Yazınız için teşekkürler inşallah bende Birgün ziyaret etmek istiyorum
    Geçen ay Macaristan on Eger şehrini ziyaret ettim aynen tek bir Minare ve Kale vardı birde halen faal Hama'm

    YanıtlayınSil
  2. Gittim gördüm beğendim. Mayıs ayında eski kent çok güzeldi, sırt çantalı genç turistler dolaşıyordu. Ortadaki Ratuşa önündeki meydanda "1672 Türk Kahvesi" Festivali duyurusu büyük plakatlarla ilan edilmişti. Yani Türkleri unutmuyorlar, onlardan bahsediyorlar ve turist bekliyorlar. Onarımda olduğu için Dominiken Kilisesi içindeki minberi göremedim.

    YanıtlayınSil