Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
Diğer yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diğer yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2018 Cuma

Kabin memurluğu hakkında sorular

Merhaba arkadaşlar,

Büyük olasılıkla bu sayfaya, Instagram hesabımdaki bağlantıya tıklayarak geldiniz. Sosyal medya üzerinden aldığım mesajlar artık öylesine arttı ki, maalesef tek tek yanıt verebilmem mümkün değildi. Uzun zamandır üzülerek bu tür mesajları yanıtsız bırakıyordum. Zira tek bir mesaja bile yanıt vermek en az 5 dakika sürüyor. Bir de iş soru-cevap şeklinde sohbete dönüşünce her gün yitirdiğim vaktin boyutunu sanırım tahmin edebilirsiniz.

Özellikle sivil havacılık bölümü öğrencileri ve başvuru kabul edilmiş olanlara yardımcı olmaya çalışsam da dediğim gibi artık yetişemez olmuştum. Basit bir Google aramasıyla bulunabilecek şeyleri soranlar ve takip etmeye dahi tenezzül etmeksizin lönk diye konuya girip sorularını sıralayanlar hariç, mesajlarınızı yanıtsız bıraktığım için epey üzgündüm. Şimdi telafi etmek umuduyla bu yazıyı yazıyorum. Umarım aradığınızı bulabilirsiniz.

En çok merak edilen hususlar ve en sık sorulan sorular:

Kabin memuru musunuz?

Çok mu belli ediyorum :D

Kabin memuru olmak için n'apmam gerekir? 

Şirketler personel alımı yaptığında başvuru yapmak ve şansınızı denemek.

Nereye başvuru yapılır?

Her şirket kendi İnternet sayfası üzerinden personel alımı yapacağını duyurur. Abidik gubidik sayfalardaki iş ilanlarına itibar etmeyin. Dolandırılırsınız.

Kabin memurluğu için kriterler nedir?

Çok iyi İngilizce bilmeniz, vücut ölçülerinizin uygun olması ve varsa başvuracağınız şirketin istediği başka gereklilikleri karşılamak.

İngilizcem çok iyi değil ama...

Kusura bakmayın ama bu soruya çok kızıyorum arkadaşlar. Unutun o zaman bu mesleği; ne diyebilirim? Bu iş iyi bir İngilizce olmadan olmuyor. Sizi hiç boş yere umutlandırmak istemem.

Boyum/kilom tutmuyor ama yine de şansımı deneyebilir miyim?

Boy/kilo oranları şirketlere göre ufak değişiklikler gösterebiliyor ama iş ilanında belirtilen ölçülere uymuyorsanız, yalnızca vaktinizi yitirmiş ve boşa umutlanmış olursunuz.

Dövmesi, yara izi olan kabin memuru olamıyormuş, doğru mu?

Şirketten şirkete değişir. Görünür yerde dövmeyi kabul etmeyen şirketler var, evet. İlanlarda açıkça belirtilir eğer istenmiyorsa.

İngilizcem iyi, mülakata girince kesin alırlar mı?

Şansınız yüksek fakat psikolojik yeterliliğinizin değerlendirildiği pek çok test ve yüzyüze mülakattan da geçirileceksiniz. Bunları da geçmek gerek.

Psikolojik mülakat ve testlerde ne sorulur?

Psikoloğun nereden yaklaşacağı ve sizi ne bakımdan ölçeceği sizin vereceğiniz yanıtlara bağlı. Ama asıl amaç sizin bu işe yatkınlığınızı ölçmek.

Başvurdum ama aylardır geri dönüş olmadı.

Bu meslek yalnızca sizin değil, yüzbinlerce kişinin düşlerinde. Her ilana onbinlerce başvuru oluyor. Bunların değerlendirilmesi gerçekten çok uzun bir süreç. Kesin bir şey elbette söyleyemem ama 3 ay dahi kabul edilebilir bir süre. Daha da uzayabilir; kısalabilir de. "Başvurunuz olumsuz değerlendirilmiştir" gibi bir ibareyle başvurunuz geri çevrilmemişse hâlâ umut var demektir. Beklemekten başka yapacak bir şey yok. 

Ne kadar maaş alıyorsunuz?

Birine maaşını sormak son derece ayıp, bunda hemfikiriz değil mi? Bazı şirketler bu bilginin paylaşılmasını iş sözleşmesinde yasaklar. Dolayısıyla ben de yanıt veremeyeceğim. Yalnız şunu söyleyeyim ki, en düşük şirketin maaşları dahi, ülkemiz koşullarında fena sayılmaz. Fakat şükretmeyi ve kanaat etmeyi bilmeyen biri için aylık 50.000 TL bile azdır, öyle değil mi? 

Bir yere gidince hemen dönüyor musunuz, yoksa biraz kalıyor musunuz?

Elbette uçuşların büyük bölümü git-gel sefer olarak gerçekleştiriliyor. Uçaktan ayrılmadan geri dönüyoruz. Fakat yatı görevlerimiz de oluyor.

Yatı nedir?

Uçuş görevi için gittiğiniz şehirde bir süre dinlenmek için otele götürülmenize yatı görevi denir. Ayda 1 ilâ 3 yatı görevi olması normaldir. Hiç olmaması veya üçten fazla olması da olasıdır.

Yatılarda dışarı çıkabiliyor musunuz?

Eğer istirahat süresi yeterliyse ve gidilen ülkede salgın hastalık (Afrika gibi) ya da güvenlik sorunları yoksa (Afganistan, Pakistan gibi) ekip üyeleri otelden ayrılıp şehri ziyaret edebilirler. Zaten işimizin en güzel yanlarından biri bu.

Yatılar ne kadar sürüyor?

Şirketten şirkete, şehirden şehire değişir. 10 saat süreni de olur, 5 gün süreni de. 

İç hat mı uçuyorsunuz, dış hat mı?

Bu artık bizlerin alay ettiği bir soru halini aldı :) Hiçbir şirkette böyle bir ayrım yok arkadaşlar. Şirketin uçtuğu her yere uçarsınız. Roma'dan gelir, Şırnak'a; Batman'dan gelir Amerika'ya gidersiniz.

Üniversitede sivil havacılık bölümü okumamı öneriyor musunuz?

Hayır önermiyorum. Bu işi yapmak için illaki okulunu okumaya gerek yok. Diyelim ki başarıyla bitirdiniz ama bir sağlık sorunu nedeniyle uçuşa elverişlilik raporunu alamadınız. Ya da aldıktan sonra sağlığını uçmanıza engel olmaya başladı. O zaman ne olacak? Elinizde alternatif bir mesleğiniz olsun, uçmak istiyorsanız başvurmayı denersiniz.

Sivil havacılık mezunlarına iş garantisi ya da öncelik var mı?

Yok tabii ki. İngilizce, psikoloji mülakatı ve kurul görüşmelerine herkes gibi sizler de gireceksiniz ve geçememeniz olasılık dâhilinde.

Kabin memurluğu kursları varmış, gitsem?

Boş işler... Hiçbir şirket, "aa sen kursa gitmişsin, buyur gel başla" demez. Herkesle birlikte yukarıda söz ettiğim tüm aşamalardan geçeceksiniz?

Uçakta görevleriniz neler?

Her şirketin uygulamaları değişiyor. Sizin uçakta bulunuş amacınız her şeyden önce emniyet ve güvenlik. Yani uçuşun kazasız, belasız başlamasını ve bitmesini sağlamak. Yolcu karşılama, servis vb gibi diğer her şey işin süsü, cilası; göstermelik şeyler. Allah korusun, bir kaza durumunda olabildiğince fazla sayıda canı kurtarmak için oradasınız.

İşin tehlikeleri var mı?

Kısacası uçak düşer mi diye soruyorsunuz. Bir trenin raydan çıkması, arabanın kaza yapması, bir geminin batması gibi uçaklar da kazaya ya da kırıma uğrayabilir. Alınyazısına inanan biri olarak bunu düşünmüyorum. Her şey Tanrı'dan.

Kabin memurları ucuz bilet konusunda yardımcı olabilir mi?

Hayır. Kendileri ve birinci dereceden yakınları dışında (anne, baba, eş, çocuk gibi) indirimli biletlerinden kimseyi yararlandıramazlar. Bazı şirketler, kardeşleri bu sisteme dâhil edebiliyor.

Sosyal haklarınız neler?

Kabin memurluğunun pek çok kişinin hayallerdeki meslek olmasının bir nedeni de getirdiği sosyal haklar. Sendikal haklardan ve özel sağlık sigortasından tutun, indirimli bilete, otel anlaşmalarından, indirim kodlarına pek çok güzel imkânlar sunuluyor.

İşinizin zorlukları neler?

Uyku düşkünü insanlara kesinlikle uygun olmayan bir meslek. Yatma kalkma saatleriniz çok düzensiz. Herkes ayaktayken siz uyuyor, herkes uyurken siz uçuyor olabilirsiniz. Elbette tatil günleriniz ve uçuşlar arasında yeterli dinlenme süreleriniz var ama ofis ortamında 9/5 çalışılan bir meslek olmadığını bilmeniz gerekir. Özellikle çocuklu hanımlar ve yeni evliler bu düzene ayak uydurmakta güçlük çekebilir.

Hep aynı kişilerle/uçaklarla mı uçuyorsunuz, yoksa değişiyor mu?

Elbette değişiyor arkadaşlar. Çoğunlukla bir uçtuğunuzla bir daha karşılaşmazsınız.

***

Eğer burada yanıtını bulamadığınız sorular varsa, yorum bölümüne yazın. Vakit buldukça yanıtlamaya çalışacağım. Umarım tüm düşleriniz gerçekleşir!

3 Eylül 2015 Perşembe

Türkiye'deki havalimanları

Hızı, rahatlığı ve güvenliği bir arada sunan havayolu ulaşımı tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de hızlı bir ivmeyle büyümeyi ve ilerlemeyi sürdürüyor. Uzun yıllar yüksek bilet fiyatları ve kısıtlı havalimanı ağı nedeniyle toplumumuzun ve ülkemizin kısıtlı bir kitlesine hitap etse de son yıllarda bu durum oldukça değişmiş görünüyor.

Ülkemizde en son açılan Ordu-Giresun Havalimanı'yla birlikte hava meydanlarının sayısı 55'e yükselmiş bulunuyor. İstanbul'da ve Adana-Mersin arasında 2 dev havalimanının yapımı tüm hızıyla sürüyor. Hâlihazırda Yozgat, Rize ve Gümüşhane'de ise birer havalimanının yapılması öngörülüyor.  

18 Temmuz 2015 Cumartesi

50. uçuş!

Merhaba sevgili okurlarım, değerli seyahatseverler...

Bir gezme âşığı olarak menzile ulaşmak için karayolu, denizyolu, havayolu ya da demiryolu kullanmak benim için pek fark etmiyor. Fakat zamandan tasarruf etmek için en sık başvurduğum yol havayolu hiç kuşkusuz.

Bugüne kadar kişisel gezilerim ve işim gereği yaptığım uçuşların sayısı 50'ye ulaşmış bulunuyor. Katettiğim 95,531 km yol dünyanın çevresinde neredeyse 2 buçuk tur atmaya eşdeğer oluyormuş. Hayatımın ise 141 saatini yani yaklaşık 6 gününü havada geçirmişim. Uçak yolculuklarım nedeniyle atmosfere 12 ton korbondioksit salınımına neden olmuşum. (pişman değilim!)

50 uçuşun 31 tanesi yurtdışı, 19 tanesi yurtiçi olmuş. Türkiye dışında 12 farklı ülkeye uçmuşum. Dünya üzerinde bulunduğum en batı ve en güney nokta Buenos Aires, Arjantin; en doğu nokta Bişkek, Kırgızistan; en kuzey nokta ise Ufa, Başkurtistan, Rusya... Henüz ayak basmadığım çok ülke ve 2 kıta var! Okyanusya ve Afrika beni bekliyor!

51. uçuş bu gece Telaviv'e! Uçuş kayıtlarımı tutmaya ve belirli aralıklarla uçuş bilgilerimi paylaşmayı sürdüreceğim.

Siz de dilerseniz www.flightdiary.net/ruchanozculer adresi üzerinden benim bilgilerimi görüntüleyebilir ya da kendi uçuşlarınızın çetelesini tutabilirsiniz!



8 Haziran 2014 Pazar

Bavul seçimi

Çıkılacak seyahatin türüne bağlı olarak gezginleri en çok düşündüren konulardan biri de seyahat çantası seçimidir. Doğru çanta türünü seçmek seyahatinizi kolaylaştıracak canınızı sıkacak sorunlar çıkma olasılığını da bir o kadar azaltacaktır.

Seyahate çıkarken tercih edebileceğiniz seyahat çantası modelleri aşağı yukarı bellidir. Ya sırt çantası, ya elde/omuzda taşınabilen valizler ya da çekçekli bavulları kullanacaksınız. Bunlar içinde yurtdışında kullanmaya en elverişsiz olanı kuşkusuz, sürekli elinizde taşımak zorunda olduğunuz el valizleridir. Bana göre bir gezgin, seyahatinin içeriğine göre sırt çantası ve tekerlekli bavullar arasında bir seçim yapmalıdır.

Sırt çantaları

Sırt çantaları, özellikle Interrail yapan gençler başta olmak üzere, bir gezi boyunca birden fazla şehir gezecek kişiler için idealdir. Gittiğiniz yerlerde bolca yürüyecekseniz ya da kamp yerleri gibi dış mekânlarda kalacaksanız, sizi sırt çantası paklar.

Sırt çantası seçimi çok önemli bir husus. Sırt çantalarının yük alma kapasitesi litre bazında ölçülür. Bence çok kalacak olsanız bile 50 litrelik sırt çantaları ideal. 50 litrenin üzerine eklenecek her bir miktar size yolda azap olarak döner. Ne kadar küçük ve hafif bir çantayla seyahate çıkarsanız o denli güzel bir yolculuk geçirirsiniz. Çanta gibi insanın da bir kapasitesi var ve kesinlikle bir yerden sonra çekilmez olacaktır. 

Omuz ve bel askıları sünger destekli bir sırt çantası*
 Sırt çantası seçimi çok önemli. Gerek marka, gerekse model bazında. Genelde hep bilindik markaların çantalarını görürüz insanların sırtında. Ama her bilindik marka iyi mal üretiyor diye bir kaide yok. Gerçek anlamda kaliteli ve sağlam sırt çantalarının fiyatları hiç de ucuz değil. Markasına göre birkaç yüz lirayı gözden çıkarmalısınız. Bu markaların ucuz modelleri de oluyor elbette ama ucuz etin yahnisinin yavan olacağını unutmayın. Başıma geldiği için söylüyorum, marka diye bir sürü para verip aldığım şey ilk kullanımda parçalandı. Tek iyi yanı, aldığım mağazaya götürüp verdim ve garantisi olduğu için paramı geri aldım. Bu yüzden, sağlam sırt çantası için illâ markalara odaklanmayın derim. Biraz piyasa araştırması yapın. Av, kamp ve asker malzemesi satan dükkânlarda tanınmış markalar tarafından üretilmemiş olsa da, çok sağlam ürünler bulabilirsiniz. Eminönü, Mercan, Tahtakale, Mahmutpaşa gibi semtlerde de çok dayanıklı markasız ürünler satılabiliyor. Bu konuda bilgili ve deneyimli birinden mutlaka marka ve mağaza tavsiyesi isteyin.

Sırt çantası seçiminde dikkat edilmesi gereken o kadar çok etmen var ki… Her birine tek tek değinsem ayrı bir yazı olur, kısaca değinmek gerekirse çantanın omuz askılarının sünger destekli, rahat ve sağlam olmasına dikkat edin. Yükünüz ağırlaştık omuzlarınıza çok fazla kuvvet biner. Sünger destekli bu askılar yükün dağıtılmasına yardımcı olur. Yükün bindiği bir diğer kısım da beldir. Aldığınız çantanın bel askısının da rahat bir biçimde üstünüze oturup oturmadığına bakın.

İyi bir sırt çantasının en önemli özelliklerinden biri de bolca fermuara sahip olmasıdır. Fermuarların kalın dişli ve sağlam olmasına özellikle dikkat edin. Fermuar sürgüsünün sağlamlığı da çok önemli. Tıkabasa doldurulmuş bir çantayı kapatmaya çalışırken elinizde kalan bir fermuar sürgüsü kadar sizi zor durumda bırakacak bir şey olamaz. Çantanızın mümkün olduğunca çok fermuara sahip olması, çantada aradığınızı bulmanıza çok yardımcı olur.

Sırt çantalarının bolca gözü olanları tercih edilmeli. Uçakta sırt çantanızı bagaja verecekseniz bunlara dikkat etmek gerek ama seyahat ederken en çok işinize yarayan şeyleri bu ceplere doldurarak iki de birde çantayı açıp kapatma derdinden kurtulabilirsiniz.

Açıp kapama demişken, sırt çantalı seyahatler genelde bolca yürümeyi ve dış mekânlarda vakit geçirmeyi gerektirdiğinden, hırsızların gazabına çok daha sık uğrar. Mutlaka yanınıza küçük bir bavul kilidi almalısınız. Klasik anahtarlı kilitler her zaman daha güvenli olsa da, anahtarı koruyup kollamak gezi esnasında son derece güç olacağından, şifreli kilitleri tercih edebilirsiniz. Sırt çantanızla yağmura yakalanma olasılığınıza karşı su geçirmeyen ya da yağmurluklu modelleri tercih edin. Kumaşın su ve leke tutmayan türden olması kullanım konforunuzu artırır.

Sırt çantaları genellikle maceracı gezginler tarafından tercih edilse de, bence şık bir tatil için yurtdışına gidecek kişiler de sırt çantasını düşünmeli. Çekçekli bavulumla Paris metrosunda yaşadığım azapları yazsam roman olur!

Çekçekli bavullar

4 tekerlekli plastik*
Gideceğiniz yerde çok fazla şehirlerarası yolculuk yapmayacaksınız ya da bir otelden diğerine taşınmayacaksınız, tekerlekli bavullar idealdir. Bu bavullar da artık çok çeşitlendi. Envaiçeşit modelden hanginizi seçeceğinizi bilmek bir yerde deneyime dayanıyor. Öncelikle çekçekli bavulların en büyük ayrımı, 2 tekerlekli veya 4 tekerlekli olmaları.

2 tekerlekli bavullar hayatımıza girince çok büyük kolaylık olmuştu ama şimdi 4 tekerlekliler çıktı ve yolcuların işi daha da kolaylaştı. 2 tekerlekli bavulları çekmek de kolunuza büyük bir yük bindirir, her ne kadar kolay taşınsa da. Ama çekme yönü ve hareket özgürlüğü biraz sınırlıdır. 4 tekerlekli bavullarda ise her şey daha kolay. 360 derece dönen tekerlekler sayesinde bir parmağınızla iterek bile ağır bir valizi hareket ettirebilirsiniz. 4 tekerlekli bavullar, 2 tekerlekli bavullara kıyasla biraz daha pahalı ama kesinlikle çok daha kullanışlı.

Tekerlekli bavullarınızı kullandığınız zemine çok dikkat edin. Küçük taşlar, kumlar, ipler, bağcıklar kolayca tekerleğinizin arasına kaçarak tekerlekleri bozabilir ya da hareket etmesini engelleyebilir. Bu nedenle bavulunuzu uygun olmayan ortamlarda taşımamaya özen gösterin.  

Genelde havalimanlarında zemin dümdüz ve konforlu olduğundan tekerlekli bavulları çekmek kolaydır. Ama eğer yalnızsanız, hele ki kadınsanız, tekerlekli de olsa bir bavulu kaldırmak, toplutaşıma araçlarına ya da trenlere binmek son derece güçtür.

Yukarıda dediğim gibi, yürüyen merdivenin y’sinin bile bulunmadığı Paris’in metro istasyonlarında çekçekli bir bavulu kullanmak cehennem azabı gibidir. Ya tüm merdivenlere bavulu kucaklamak zorunda kalırsınız ya da bavulu merdivenlerde sürüklersiniz. (İnerken tamam ama peki ya merdiveni çıkarken?) Bu da tabii bavulunuzun paramparça olmasına neden olabilir!

Sadece merdivenler de değil üstelik, gideceğiniz ülkenin kaldırımlar da önemli. Düz zeminli, kaymak gibi bir kaldırımı varsa gittiğiniz şehrin, ne âlâ. Peki ya köstebek yuvası gibi delik deşik ya da döşeme taşlar yüzünden (Şu bizim birbirine geçmeli klasik kaldırım taşları gibi) pürüzlü bir kaldırım varsa? Bu tür yollar tekerlekli valizinizin ömrünü ciddi anlamda kısaltır. 

Bavul seçerken de dikkat edilmesi gereken pek çok husus var. Öncelikle bilmeniz gereken şu ki: Ucuz bavul sizi en beklenmedik anda yarı yolda bırakır. Ağırlığa dayanamayıp kulpu elinizde kalan, baskıya dayanamayıp fermuarı patlayıveren ya da tekerlekleri bozulan bavullar. Neler neler gördüm… İnsana saç baş yoldurur durup dururken fermuarı bozulan bir bavul. Düşünsenize, bir merdivenden çıkarken sapından tutuyorsunuz ve sapı elinizde kalıyor… Ya da tekerlekler dönmüyor…

Böyle tatsız durumlar yaşamamak için, çekçekli valizinize bir kere para verip iyi bir ürün seçmelisiniz. Böylece uzun yıllar boyunca sorunsuz kullanabilirsiniz. İlk seyahatime, hepimizin evinde bulunan şu meşhur ucuz, gri şeritli, lacivert bavullardan biriyle çıktım ve bana çok zor anlar yaşattı. Sonra tövbe ettim ve iyi bir markadan, pahalı ve şık bir bavul almaya karar verdim. Adınız zikretmeyeceğim bir markada çok güzel bir bavul buldum ve satın aldım onu. Ama markanın ve pahalılığın kaliteyle eşanlamlı olmadığını yine anladım. Sorunlu tekerlekler, kırılan bir sap, delinen bir kumaş… Çok büyük düşkırıklığı yaşamıştım. Bavulumu aldığım mağazaya götürdüm ve bir kullanımda bu hâle geldiğini söyleyerek değiştirilmesini ya da paramın iade edilmesini istedim. Nitekim param geri verildi ve ben başka bir markadan hiç de şık olmayan, çok sade ama kalitesiyle kendini gösteren bir bavul aldım. İyi bir bavula baktığınızda fermuarlarının, saplarının ve kumaşının kalitesiyle kendini mutlaka belli eder. Bavula bir kez para verin ve iyi bir şey alın. Size en önemli tavsiyem budur.

Kabin valiziniz bu ölçeğe sığmalı*
Bavulların boyutu da önemli bir nokta. Olabildiğince çok yük sığdırmak için, bulabildiğimiz en büyük valizi seçmek isteriz. Ama uçaklara 20 ilâ 23 kilodan fazla yükle binerseniz sizden fazladan bagaj ücreti talep ederler. Bu az buz bir para olmuyor. Havayolu şirketine göre, kilo başına bazen 10-15 avro bile istedikleri olabiliyor. Böyle şeyler yaşamamak için öncelikle bavulunuzu normal boyutlarda seçmelisiniz. 50 ve 60 cm yüksekliğindeki bavullar en idealdir. 70 cm’lik bavullar yalnızca bir yere temelli ya da çok uzun süreliğine gidenler için gereklidir. Daha kısa süreliğine, örneğin bir hafta sonluğuna gideceksiniz 55x40x23 cm’lik bir kabin bagajı bile işinizi görür. Yalnız bu rakamlar evrensel değildir. Kabin bagajı için izin verilen ölçüler her havayolu şirketine göre değişebilir. Genellikle check-in veznelerinin önünde izin verilen ölçülere uygun boyutta bir sepet bulunur. El bavulunuz bu sepetin içine sığmazsa ölçüleri aştığı gerekçesiyle kabul edilmez ve bagaja vermeniz gerekir.

Bavulların neden yapıldığı da önemli. Deri bavullar artık yalnızca çok zenginlerin tercih ettiği gösterişli şeyler. Bavullar uçağa taşınırken ve uçaktan indirilirken çok hırpalanır ve zarar görür, bu nedenle deri bavul kullanmak hiç mantıklı bir fikir değil. Zaten binlerce lira verip aldığınız o bavullarla seyahate çıkmak ne kadar mantıklı bilmiyorum. Hırsızlara davetiye!

Son zamanlarda en çok tercih edilen bir modellerden biri de sert plastikten üretilen bavullar. Kolay kırılmayan hafif bir malzemeden üretildikleri için seyahatseverler çok seviyor bu bavulları. Ama körüklü olmadıkları ve esneme payları bulunmadığı için alacakları yük sınırlı oluyor, bunu göz önünde bulundurmalısınız.

Bavulunuzun sapları da sağlam olmalı. Tutup kaldırdığınızda bavul sapları zamanla gevşer ve bir gün yerinden çıkabilir. Bu nedenle sağlam bir bavul seçmenin yanısıra bavulunuzu kapasitesinden fazla doldurmamaya özen gösterin. Eğer bavulunuzun çekme yeri içe geçen, katlanan bir türse, sakın bavulunuzu bu saptan tutarak kaldırmayın. Buralar genellikle valizlerin en dayanıksız bölümleridir. Bir gün bir de bakmışsınız elinizde kalmış.
 
Tekerlekli sırt çantası*
Günümüzde artık sırt çantasının pratikliğiyle çekçekli bavulun kolaylığını birleştiren tasarımla var. Tekerlekli sırt çantaları. Uygun ortamda yere koyup sapından çekerek sürükleyebildiğiniz bu çantaları, zorlandığınız zaman sırtınıza yüklenebiliyorsunuz.  

Bavulunuza çok para verdiyseniz çizilmesini, lekelenmesini istememeniz çok normal. Fakat uçaklara taşınırken ve uçaklardan indirilirken bavullarımıza ne yazık ki çok hor davranılıyor. Bavulumuzu yürüyen banda koyduğumuz anda itibaren başına bir şey gelmesini istemiyorsak, küçük önlemler almamızda yarar var. Mutfaklarımızda kullandığımız streç filmlerle bavulumuzu sımsıkı sarmalamak bunlardan biri. Bu hizmeti çok daha uçuk fiyatlara da dilerseniz havalimanında da satın alabiliyorsunuz. Görüntünün çok hoş olduğu söylenemez ama bavulunuzun sağlığı için çok gerekli. Bunu estetik bulmuyorsanız, hazır satılan bavul kılıflarından da satın alabilirsiniz.  


Bu arada, yeri gelmişken bavul hazırlama süreciyle ilgili kılavuz niteliğindeki yazımı okumak için buraya tıklayın!

1 Haziran 2014 Pazar

Yurtdışında tuvalet sorunu

Bu blog’ta tuvalet gibi iğrenç bir konuda yazı yazıp yayınlayacağım hiç aklıma gelmezdi. Ama bir arkadaşımdan gelen tavsiye üzerine düşündüm ve özellikle ilk kez yurtdışına çıkacak kişiler için yararlı bir yazı olabileceğine karar verdim. Genelde yurtdışına çıkan herkesin başından travmatik bir tuvalet anısı geçmiştir. Ben de kişisel deneyim ve gözlemlerimden yola çıkarak yazacağım bu garip yazıyı.

Canım taharet musluğu!

Milano'nun en ünlü pizzacılarından birinde
alaturka tuvalet ve taharet musluğu görünce
  gözlerim yaşarmıştı.Acaba sahibi Türk falan mıydı?
Dünya tuvaletleriyle Türkiye’deki tuvaletler arasındaki en büyük fark, hiç kuşkusuz taharet musluğu. Çoğu zaman tuvalete girip işinizi gördükten sonra elinizi önce sağa atarsınız, sonra sola atarsınız. Bir de bakarsınız ki musluk falan yok! İşte dehşete düşülen bir nokta…

Avrupa’daki tuvaletler genelde bizim alafranga dediğimiz oturaklı tuvaletlerden oluyor. Yunanistan, İtalya gibi bazı ülkelerde alaturka, yani çömelmeli tuvaletlere sıkça rastlayabilirsiniz. Ben Fransa’da bile gördüm. Ama tabii hiçbir koşulda taharet musluğu yok. Bu tür tuvaletleri alaturka tuvaletleri yol kenarlarında veya sürekli bir temizlikçisi olmayan yerlerde sıkça görebilirsiniz.

Tek başına tuvalet kâğıdı yeter mi?

Yurtdışındaki tuvaletlerde taharet musluğu bulunmadığından, genellikle mutlaka tuvalet kâğıdı bulunuyor. En rezil, en pis, en kötü tuvaletlerde bile tuvalet kâğıdı var neyse ki. Ancak bitmişse yoktur, o başınız dertte demektir!

Susuz temizliğe inanmıyorsanız yanınızda ıslak mendiller alarak tuvaletlere girebilirsiniz. Yanınıza bir şişe su alarak peçetenizi ıslatmak da bir seçenek. Ya da benim çoğu zaman yaptığım gibi lavaboların yanındaki kalın el kurulama peçetelerinden 4-5 yaprak alın, lavaboda hafifçe ıslatın. Tuvalet kabinine onlarla girin. İşiniz bitince onlarla temizlenin. Çok ıslatırsanız yaprakların birbirine yapışma ihtimali var. Artık siz o sorunu yaratıcılığınızla çözün. Daha fazla iğrençleşmeden bu konuyu kapatmak istiyorum izninizle!

Peki bu insanlar bu işi nasıl hallediyor? Yurtdışında yaşadığım toplam 1,5 yıllık zaman diliminde bunu az çok öğrendim. Samimiyeti ilerlettiğim insanlarla bu konuda çok konuşur, güler eğlenirdik. Bana söyledikleri şuydu: tuvalete çıkma düzenlerini sabah evden çıkmadan ya da akşam eve geldiklerinde yapacak biçimde ayarlıyorlar. Hacet giderdikten sonra tuvalet kâğıdıyla olabildiğince temizliyorlar. Sonra da doğruca duşa giriyorlar. Yani sabah veya akşam, ne zaman hacet giderdiklerine bağlı olarak duşlarını alıyorlar. Günlük yaşantınızı “ihtiyaç giderme” olayına bu denli bağlamak ve koşullandırmak ne derece mantıklı ve pratik bilmem ama onların yaptığı bu.

Bide kullanma kılavuzunuz

Tipik bir bide
 Bir de bide (fr: bidet) olayı var. Mutlaka görmüşsünüzdür. Sadece yurtdışında değil Türkiye’de bile kimi otellerde bulunduğuna tanık oldum. Bide nasıl kullanılır onu da yazayım, bu yazı tam olsun! Bide dediğimiz gereç, klozetten biraz daha alçakça, ufak yer lavabosu gibi bir şey. Taharet musluğunu akıl edemeyen Avrupalılar bunu hayatı güçleştirmek için çıkarmış olmalı. Klozet üzerinde işiniz bitince, kendinizi peçeteyle olabildiğince temizliyorsunuz. Sonra bidenin suyunu açarak, alaturka tuvalet gibi üzerine çömeliyorsunuz. Havuz fıskiyesine benzer basınçsız bir su geliyor ve elinizle bir güzel temizleniyorsunuz. Bidenin tek güzel yanı sıcak suyu olması. Ama dikkat edin, suyu ayarlayamazsanız fazla sıcak gelebilir, olmadık yerlerinizi yakabilirsiniz! Bazı bidelerde sifon sistemi oluyor, bazılarında olmuyor. Kalıntı bırakmamaya dikkat edin. Kullandıktan sonra iyice temizleyin çünkü bu Avrupalılar bazen ayaklarını da bidede yıkıyorlar! Haa, bir de bidenin üzerine oturmayın, çünkü klozetlerdeki gibi oturak yok; bu açıdan pek hijyenik değil. Daha az yaygın olmakla birlikte, karşılaşabileceğiniz bir diğer temizleme gereci de, klozetin yanına yerleştirilmiş duş musluğuna benzer şeyler. Bir nevi haricî taharet musluğu. (Yazıdaki ilk resme bakın, Milano'daki bir tuvalette bunun örneğini göreceksiniz)   

Dışarıda sıkışmak

Paris'in ücretsiz sokak tuvaletleri
Peki oteliniz dışındayken sıkıştıysanız ne yapacaksınız? Bazı şehirlerde, mesela Paris’te kaldırımlar üzerinde tek kişilik otomatik kabinler oluyor. İçeri girdiğinizde kapı kendiliğinden kilitleniyor. Siz işinizi gördükten sonra lavaboya yöneliyorsunuz. Sifon yok, çekemiyorsunuz. Lavabodaki sabunluktan elinize tek sıkımlık sabun akıyor, çok az miktarda suyla elinizi yıkıyorsunuz. Siz düğmeye basınca kapı açılıyor, çıkıyorsunuz ve kabin birkaç dakikalığına kapanıyor. İçeri kimse giremiyor. Bu süre içinde kabin kendini temizliyor. Sifon da yine bu esnada çekiliyor. Paris’tekiler ücretsiz ama gittiğiniz şehirde belki paralı olabilir.
Bir de siz siz olun fazla oyalanmayın bu tür otomatik kabinlerde. Çünkü içeride kalma süreniz azamî 15 dakika olarak öngörülmüş. 15 dakika sonunda kapılar kendiliğinden açılıyor. Öylece kalıverir; neye uğradığınızı şaşırırsınız alimallah!

Turistler ve hatta şehrin yerlileri için bir diğer bedava tuvalet yeri ise Mc Donald’s ya da Starbucks gibi zincir restoranlardır. Müşteriymiş gibi yaparak tuvaletleri kullanabilirsiniz. Ama bu durum çok fazla istismar edildiği için son yıllarda çoğu yerde, özellikle insan trafiğinin yoğun olduğu yerlerde restoranlar tuvalet girişlerine elektronik şifreleme sistemi yerleştiriliyor. Bu son zamanlarda bizde de başladı. Dışarıdan gelenler yolgeçen hanı gibi tuvaletleri kullandığı için işletmeler bir nevi önlem alıyor. Peki gerekli şifreyi kimden alıyorsunuz? Şifre genellikle aldığınız ürünün yanında verilen faturanın üstünde oluyor. Bu şifreyi kapıdaki ekrana yazdığınızda kapı açılıyor ve girebiliyorsunuz. Diyelim ki bir şey almak istemiyorsunuz ama çok müşkül durumda kaldınız ve tuvaleti kullanmanız lazım. Bu durumda içeri girin, etraftaki masalara şöyle bir bakın. Daha önceki müşteriler masalar üstünde fiş bırakmış olabilir. Çok çok zor durumda kalırsanız, sempatik görünen bir müşteriden fişin üstündeki tuvalet kodunu söylemesini rica edebilirsiniz. Genelde insanlar dalgınlıkla fişi attıkları için, hep böyle birbirlerine sorarlar kodu. Terslenmeniz ya da geri çevrilmeniz çok düşük bir olasılık.

Şifreli tuvaleti olan yerlerde kodlar fişlerin üstünde yer alıyor
 Türkiye’de olduğu gibi, yönetmelikler uyarınca yiyecek-içecek servisi yapan her yerde tuvalet bulunması zorunludur ve ücretsizdir. Gittiğiniz tüm mekânlarda tuvalet kullanma fırsatından yararlanın. Çok zor durumdaysanız, müşterisi olmasanız bile sıcak bir selamın ardından herhangi bir restorana girip tuvaletlerini kullanıp kullanamayacağınızı sorabilirsiniz. Böyle bir durumda geri çevrilmezsiniz diye umut ediyorum. Hep en kötü olasılık üstünden gidiyoruz ama çok çok zor durumda kalırsanız bir kamu binasına da girebilirsiniz. Kütüphaneler, belediye binası gibi yerlerde tuvaletlerden yararlanabilirsiniz.

Gezerken tuvalet ihtiyacınızı giderebileceğiniz en iyi yerler bence müzelerdir. Müze tuvaletleri genelde şehirde bulabileceğiniz en temiz, en bakımlı tuvaletlerdir otelinizdekilerden sonra. Zaten o kadar para veriyorsunuz müzelere girmek için, tuvaletlerini kullanmazlık etmeyin sakın!

Lavabolar çok mu düzgün?

Musluğun arkasındaki tıkaca dikkat!
Avrupa'da lavabolar da bizimkilerden biraz değişik olabiliyor. Öncelikle lavabo giderleri çeşit çeşit. Bizdeki gibi klasik delikli giderler var. Bir de kendiliğinden tıkaçlı türler var. Ben daha önce hiç görmemiştim böylesini. İlk Fransa'da Erasmus'tayken gördüm. Kendi banyomun lavabosunda bir gün nasıl olduysa elim yanlışlıkla o tıkaç mekanizmasına değmiş ve tıkaç kapanmış. Lavabodan atık su gitmiyor. Ne yapacağımı şaşırdım. Ancak şans eseri, tıkacı oynatmayı akıl ettim de su birden boşaldı gitti. Avrupalılar bilhassa tıraş olurken falan bu tıkacı kapatıp, suyu lavaboya dolduruyorlar. Ne kadar hijyenik olduğunu tartışmayacağım bile! Sadece tıkacın nasıl bir şey olduğu hakkında bir fikir vermek için odamdaki lavabonun fotoğrafını paylaşıyorum.

Şimdi gelelim travmatik durumlardan birine. İyi güzel tuvalete girdiniz, bir şekilde işinizi gördünüz. Çıktınız ve elinizi yıkayacaksınız. Lavabo yerinde, musluk yerinde, e hani açma yeri? Sensörlü mü sandınız? Elinizi oynatıyorsunuz, hareket ettiriyorsunuz ama hâlâ su falan yok? Başınızı eğin ve ayaklarınızın dibine bakın. Yerde pompa olmalı. Ayağınızla pedala basarak bu emme basma tulumba düzeneğini çalıştıracaksınız ve musluğunuzdan şıpır şıpır su akmaya başlayacak! Ayağınızla su basmayı bıraktığınız zaman su kesilecek. Bu devirde neden hâlâ bu tür ilkel düzenekleri kullanmayı sürdürürler bilmiyorum ama yurtdışında sıkça karşılaşabileceğiniz bir durum bu. Bazen tuvalet sifonları bile bu mekanizmayla çalışabiliyor. Ama biraz derin düşününce elimizi mikrop yuvası musluklara sürmememiz için ideal bir şey olduğunu görebiliyor insan.

İlkel ihtiyaç giderme yöntemleri


Bunlar tabii işin olması gereken ve genel kabul gören kısmıydı. Uygar Avrupalı arkadaşlarımız, her zaman ihtiyaçlarını dört duvar arasında gidermiyor maalesef. Hava bir karardı mı, bütün köşeler, bütün karanlık duvar dipleri birer tuvalet olur çıkar Avrupa'da. Koskoca Paris’in Les Invalides semtindeki o geniş çayırı bilenleriniz bilir. Evinde kaldığımız İspanyol kökenli arkadaşım María, bir arkadaşının doğumgününe davetliymiş. Giderken beni de götürdü. Doğumgünü dediğim, o koca çayıra oturup içki içip çerez ve kek yemekten ibaret. Tabii saatler ilerleyip, tüketilen içkinin de miktarı artınca hepimizin mesaneleri doldu. Dayanamayan ilk ben oldum ve arkadaşım María’ya en yakın tuvaleti sordum. Bilmediğinden, topluluktaki diğer çocuklara sordu. “Burada, bu saatte her yer tuvalet” deyince önce şaka yaptığını sanmıştım ama çok ciddiydi… Kızlı-erkekli dört kişilik bir grup olarak ayrıldık ve gecenin karanlığında “tuvalet” aramaya başladık. İtiraf ediyorum, biz iki erkek, en kabul edilebilir noktayı bularak ihtiyacımızı giderdik. Kızlardan biri iki araba arasını tuvalet olarak seçti. Bir diğeri de epeyce aradıktan sonra süslü püslü bir kapının yanındaki küçük oyuntuya gizlenerek ihtiyacını giderdi. Hepimiz işimizi bitirmiş etrafa bakınıp onu ararken, kız birden o süslü kapının önünden çıkıverdi. Tabii biz kahkahalarla gülmeye başladık. O ne olduğunu anlamaya çalışırken birimiz ona kapının üstündeki kameraları gösterdi. Meğer burası Polonya’nın Paris Büyükelçiliğiymiş. Bula bula oranın kapısını bulmuş! Tabii bütün kameralar tepesinde! O gün o uygar Avrupa kentinde yaptığımız şeyi çok yadırgadıysam da, daha sonra Fransa’da geçirdiğim 1 yıl, İspanya’da geçirdiğim 1,5 ay bana gösterdi ki, gerçekten de Avrupa’da hava kararınca her yer tuvalet. O günden beri kolay kolay yere oturmam Avrupa’da… 

Tuvaletler konusunda tüm bu yazdıklarım sizi kesmediyse; ya da tam tersine tuvalet hakkında bunca yazı mı yazılırmış yahu dediyseniz, size Şefik Okday'ın "İçine Ettiğimizin Dünyası" kitabını öneririm. Dünya helâ tarihi ve farklı milletlerin tuvalet kültürüyle ilgili istemediğiniz kadar bilgi bulursunuz! Eh, tabii tuvalet konusunda bunca yazı yazıp da şu videoyu paylaşmamak olmazdı! İyi okumalar ve iyi izlemeler :)


29 Mayıs 2014 Perşembe

Yurtdışından kart atmak

Kartpostal göndermek şimdilerde kulağa çok demode gelebilir. Eskilerde kalmış bir âdet olduğunu söyleyebilirsiniz. Ama cep telefonlarının yaygın olmadığı, internetin ise esamisinin bile okunmadığı yıllarda, bayram ve yılbaşı tebrikleri için vazgeçilmez şeylerdi kartlar. 90’lı olmama rağmen, ben bile akrabalara kart attığımızı ve birilerinden kart aldığımızı hatırlıyorum. Gerçi hâlâ ilkokulda çocuklara kart yazma ödevleri veriliyor ama sanırım gerçek anlamda kartpostallara yetişen en son nesiliz biz.

Neyse ki kartpostallar tümüyle silinmedi yaşamımızdan. Yurtdışına seyahate çıkanlar hâlâ sevdiklerine kart atarak bu geleneği yaşatıyor. Ben de gittiğim her seyahatte, mutlaka aileme ve yakın arkadaşlarıma kartpostal gönderirim. Posta kutunuzda ya da çoğu postacının zarfları bıraktığı apartman girişinde adınıza bir kart görmek nasıl güzel bir duygudur…  

Kart atmaya da almaya da bayılırım.
Bu yazıda yurtdışından kart göndermenin inceliklerine ve püf noktalarına değineceğim. Öncelikle kimlere kart göndermek istediğinize karar verin. Yurtdışına çıkmadan önce kart atmak istediğiniz kişilerden adreslerini isteyin ve not defterinize kaydedin ki adreslerini öğrenmek için yurtdışından onları aramak zorunda kalmayın.

Adresleri siz seyahate çıkmadan belli bir süre önce isterseniz ya da onlara hissettirmeden bir şekilde kendiniz öğrenirseniz, kart ellerine geçtiğinde büyük sürpriz yaşar ve daha çok sevinirler.

Türkiye’de posta sistemi ne yazık ki pek iyi işlemiyor. Arkadaşlarımın attığı kartların çoğunu alamadım. Benim kartlarımdan da kimileri alıcılarına ulaşmadı. Adresleri eksiksiz aldığınızdan emin olun. Yazmanız gerekenler: Alıcının adı soyadı, mahalle adı, cadde ve/veya sokak adı, kapı numarası, daire numarası, posta kodu, semt ve/veya ilçe adı, il adı ve İngilizce olarak büyük harflerle ülke adı… (Eğer bulunduğunuz ülkenin dilinde Türkiye’nin nasıl yazıldığını biliyorsanız onu da ekleyin) Diyelim ki İspanya’dan ya da Almanya'dan Türkiye’ye bir kart atıyorsunuz, o hâlde doğru bir adres şu şekilde olur:

Ali Velioğlu
Falanköy Mh. Filancapaşa Cd. No:17, D:3
34880, Falankent / Istanbul
T U R K E Y (Turquía) 
veya


Ayşe Velioğlu
Kuşuçmaz Mh. Kervangeçmez Cd.
Dağbaşı Sitesi, D blok, No:15, D:2
06505, Issıztepe / Ankara
T U R K E Y (Türkei) 

Genelde apartman adının adreslerde hiçbir geçerliliği yoktur. Eklemeseniz de olur. Posta kodunu ise hiçbir adresimize eklemeyiz ama posta kodu, postacının eli koludur. Gönderilerimizin adresine ulaşma olasılığını artırır. Mutlaka sorun ve öğrenin. Eğer arkadaşınız da bilmiyorsa; şu bağlantıya tıklayın. İlçe ve mahalle adını girerek, o semtin/mahallenin posta kodunu öğrenebilirsiniz.

Yurtdışında kartpostal nerelerde bulunur? Durum aşağı yukarı Türkiye’de olduğu gibi. Kartpostal hemen her yerde artık kullanımdan kalktı. Tek kullananlar seyahate çıkanlar. O nedenle bulabileceğiniz yerler sınırlı. Kartpostallar genelde kaldırım üstlerindeki, “kiosk” dedikleri gazete satan ufak büfelerde, kırtasiyelerde, kitapevlerinde, hediyelik eşya dükkânlarında satılır. Çoğu zaman postanelere yakın yerlerde bu dükkânlardan biri mutlaka vardır.

Peki kartpostal seçiminde nelere dikkat etmek gerekir? Ta yurtdışına kadar gitmişsiniz, sevdiklerinize kedili, köpekli, bebekli kartlar atmak olmaz tabii. Bulunduğunuz şehrin manzaralarını taşıyan kartlar en ideal seçimdir. Eğer yılbaşı tatili için gitmişseniz, Noel Babalı, kar temalı kartlar da olabilir. Son zamanlarda –devasa denebilecek kadar- farklı boyutlarda kartpostallar çıktı piyasaya. Siz klasik boyuttakileri tercih edin.

Kartınızı attığınız ülke de önemli. Eğer bir yere tek bir şehir görmek için gidiyorsanız elbette seçme şansınız yok. Ama ardarda birden fazla ülke veya şehir görecekseniz, kart atma işini içlerinde en özel olan şehre bırakmalısınız. Hele ki, Lihtenştayn, San Marino, Monako, Lüksemburg, Andorra, Vatikan gibi ufak ülkelerden atılan kartlar her zaman daha egzotiktir ve daha fazla heyecan yaratır.   

Ayrıca kartpostalları yalnızca sevdiklerinize göndermek için değil, kendinize saklamak için de alın. Kartpostalların üzerinde şehrin en güzel fotoğrafları ve o şehirle özdeşleşmiş şeylerin resmi bulunur. Hatıra kutunuzda ya da albümünüzde tutacağınız bu kartpostalları her gördüğünüzde seyahatinizi hatırlarsınız. Ben fotoğraf çekmek ve onları çıkartmakla uğraşmak yerine, hazır kartpostallar almayı tercih ediyorum gittiğim yerlerden.

Kartpostallarda, mektupta olduğu gibi özel konulara girilmez, soru sorulmaz. Yazılacak şeyler genelde basmakalıp kartpostal cümleleridir. Zaten bir kartpostala yazabilecekleriniz de sınırlıdır. En fazla 4-5 cümle sığar. Fazla yaratıcı olmanız gerekmez.  Hatta birbirine yakın olmayan tanıdıklarınıza aynı cümleleri bile yazabilirsiniz. Aşağıda birkaç örnek veriyorum:

Sevgili anneciğim, babacığım,
Bu kartı size Xxxxx’ten gönderiyorum. Burası harika
bir yer. Öyle güzel eğleniyoruz ki… Umarım bir gün
birlikte de buraları görebiliriz. Sevgiyle kalın...
                                                                                                   Ad ve imza

Ayşeciğim,
Bu kartı sana Xxxxx'dan atıyorum. Tam senlik bir
yer. Keşke birlikte gelebilseydik. Havalar biraz
sıcak ama şehir harika. Anlatacağım öyle çok şey
var ki! Kucak dolusu sevgiler!
                                                                                                   Ad ve imza

Nuran teyzeciğim,
Xxxxx'den selamlar! Harika bir tatil geçiriyoruz.
Otelimizin mükemmel bir manzarası var. Gelecek
yaz mutlaka birlikte gelmeliyiz buraya. Seni çok
özledim. En kısa zamanda görüşmek üzere.
                                                                                                   Ad ve imza

Kartpostalın gönderilmesi meselesi… Genelde kartpostal zarf içinde gönderilmez diye bir kural vardır. Ama bu benim bir türlü içime sindiremediğim bir şey. Birincisi uluslararası gönderiler yolda çok fazla hırpalanıyor. Çamurdan tutun da makine yağı lekesine kadar her şeyi gördüm aldığım kartların üzerinde. Dağıtıma çıktığında yağmur suyu yeme olasılığı da var. Çuvallar içinde, kim bilir hangi koşullarda istifleniyor, o özene bezene yazdığımız kartlar. Bu nedenle zarfsız gönderilen kartlar genelde fazlasıyla hırpalanmış olarak sahiplerine ulaşır. Bunun önüne geçmek için ben fırsat bulursam kartları zarfın içine koyarım. Bu her zaman kolay olmuyor. Kart sattıkları hâlde, zarf satmayan çok yerle karşılaştım. Hele ki, ülke diye geçinen San Marino’da, zarf bulmak için dolaşmadığım yer, girmediğim dükkân kalmadı. Yalvar yakar, esnaftan 2 zarf buldum da 3 kartın ikisini içine koyabildim…

Kartpostalları zarf içinde göndermek istememin bir diğer nedeni de, yazdıklarımı başkalarının görmesini istememem. Evet, 3-4 cümlelik bir kartpostalda özel bir şey olamaz. Ama yine de meraklı komşuların ya da postacının benim dostlarıma ya da aileme özel olarak kaleme aldığım şeyleri okuması fikri beni rahatsız ediyor. 

Kartpostalların arka yüzünde, adres yazmak ve pul yapıştırmak için ayrılmış bölümler bulunur. Eğer zarf kullanırsanız, bu bölümleri de yazı yazmak için kullanabilirsiniz. Ben eğer zarf kullanıyorsam, buralara da özel notlar düşer ya da ev halkından birine özel bir iki satır yazarım.

Kartpostalı zarfsız atacaksanız, adresi pul bölmesinin altına yazmalısınız. Kendi adresinizi yazmıyorsunuz. Eğer benim gibi ille de zarfa koymakta ısrarcıysanız; zarfın sağ alt köşesine göndereceğiniz kişinin adresini yazacaksınız. Sol üst köşeye ise daha ufak boyutlu harflerle adınızı, soyadınızı ve zarfı gönderdiğiniz şehirle ülkeyi yazın. Orada kalıcı bir adresiniz bulunmadığı için sizin adres yazmanız gerekmiyor. Örneğin şu yeterli:

Alican Yılmaz
Marsilya, FRANSA
Pulu eğer siz yapıştıracaksınız, kartın ya da zarfın sağ üst köşesine yapıştırmalısınız. Size verilen pul, gönderi ücretini tek başına karşılamayabilir. Örneğin, 1 avroluk bir gönderi için, size 50 sentlik (0,50 avro) iki adet pul verebilirler. Bunları yan yana yapıştırmalısınız. Pulu yapıştırmak için yalamanız ya da şu meşhur pul süngerlerinde ıslatmanız gerektiğini herhâlde söylememe gerek yoktur!

Hollanda'ya giden bir İspanyol arkadaşımdan aldığım bir kart. Tek pul, gönderi ücretini karşılamadığı için iki pul kullanılmış. Zarfsız aldığım bu gönderinin pul ücreti (2011'de) 0,70 avro imiş. 

Kartpostallar zarf içine girince mektup muamelesi görür ve gönderi ücreti biraz artar. Ama bu atla deve değil. Çoğu Avrupa ülkesinde, zarflı veya zarfsız gönderilerin fiyatı 1 ila 1,5 avro arasında olacaktır. Gönderilerde ödemeniz gereken şey PUL parasıdır. Eğer herhangi bir yerden o ülkenin pulunu edinmiş ve zarfınıza/kartınıza yapıştırmışsanız, postanede ayrıca bir ödeme yapmak zorunda kalmazsınız. Yalnız, yapıştırdığınız pulun tutarının, uluslararası gönderiler için yeterli olup olmadığını sorup öğrenin. Örneğin, 1,5 avro tutacak bir gönderinin üzerine 1 avroluk pul yapıştıramazsınız.

Günümüzde artık pul da iyiden iyiye kayboldu. Pul yerine bir damga basıveriyorlar. Ne korkunç. Ben renk renk, çeşit çeşit pulları seviyorum. Hem almasını, hem göndermesini. Ben pul koleksiyonu yapmıyorum ama yapan tanıdıklarıma özellikle en güzel pulları seçip yolluyorum.    

Gelelim kartların nasıl postaya verileceğine. Kartı aldığınız yerden, yeterli tutarda pul da aldıysanız ne âlâ. Gidip kartınızı herhangi bir posta kutusuna atabilir ya da bir postaneye elden verebilirsiniz. Ama eğer elinizde pul yoksa bir sorun var demektir. Bu durumda ya pul bulmalısınız ya da bir postane. Bir gönderiyi doğrudan postaneden yollamak elbette insanın içini daha da rahatlatıyor. Ama şehrin caddelerinde bulunan posta kutularına attığım kartlar da, çoğunlukla sağ salim alıcılarına ulaştı.

Eğer yurtdışına haftasonu için gittiyseniz ya da seyahatiniz boyunca bir postaneye uğrayamadıysanız, kartlarınızı en kötü ihtimalle havalimanlarındaki posta kutularına atabilirsiniz. Her ülkede, posta kutularındaki gönderilerin toplanma sıklığı değişiklik gösterebilir ama havalimanlarında bu her zaman daha hızlıdır. 

Yurtdışından attığınız kartın Türkiye’ye gelmesi ne kadar sürer? Bu sorunun kesin bir yanıtı yok. Elbette Yunanistan’dan attığınız bir kartla Japonya’dan attığınız bir kart aynı sürede gelmeyecektir. Ülkesine göre sıklığı ve şekli değişmekle birlikte, uluslararası gönderiler genelde haftada bir kez, cumaları yola çıkar. Ekseriyetle havayolu kullanılarak (PAR AVION) dağıtılır. Bundan sonrası Türkiye Postası’nın insafına kalmış bir şey. Adresi doğru yazmadıysanız genelde hiç yerine ulaşmaz. Ufak bir şehir ya da kenar bir semt ise, ulaşması çok uzun vakit alır. Benim 1 haftada ulaşan kartım da oldu, 3 ay sonunda ulaşan kartım da. Arkadaşlarımdan beklediğim kartlar elime ulaşmadığı zamansa postaneyi arayarak çirkeflik yaptım ve bir keresinde kartımın geldiğini ama nedense bir kenara atılıp bekletildiğini öğrendim. İşte bu yüzden, Türkiye’de posta servisine güvenim sıfır. Umarım sizin attığınız kartlar alıcılarının eline geçer!

   

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Yurtdışına çıkanlara 5 önemli tavsiye

Yurtdışına çıkmaya karar verdiğiniz andan itibaren yoğun bir sürece girersiniz. Vize hazırlığı, pasaport, seyahat sigortası derken gezi öncesi hazırlıklara sıra gelir. Gezinizi ne kadar iyi bir biçimde planlarsanız, o kadar verimli bir tatil yaparsınız. Seyahat öncesini planlamak kadar, seyahat sırasında neler yaptığınız, nasıl davrandığınız da önemlidir. Gittiğiniz her ülkenin kendine has özellikleri vardır çünkü. Bu nedenle dikkat etmemiz gereken pek çok husus var. İşte bu yazıda kişisel deneyimlerimden yola çıkarak geziniz sırasında işinize yarayacak 5 önemli tavsiye vereceğim.

1. Selam ve tebessüm

Tebessüm günlük yaşamımızdan silineli çok oldu. Maalesef selam da gitgide kayboluyor. Artık bir gişe çalışanına selam verdiğinizde şaşırıyor, hiç fark ettiniz mi? Size bu konuda tavsiyem, özellikle yurtdışında gittiğiniz her yerde iletişim kuracağınız kişilere selam verin. Buna yapmacıktan da olsa bir gülümseme katarsanız tadından yenmez. Gittiğiniz ülkenin dilinde en azından “Merhaba” ve “Teşekkür ederim” demeyi öğrenmenizi öneririm. Belki İngiltere’de, Fransa’da, Almanya’da, İspanya’da aynı etkiyi yaratmaz ama daha küçük, kendine özgü dilleri olan ülkelerde insanlara kendi dillerinde selam vermeniz onların gururunu okşayacak; size yapılacak muameleyi olumlu yönde etkileyecektir. Bu tür basit tümceleri İnternet’te kısa bir aramayla bulabilirsiniz. Akıllı telefon ya da tablet kullanıyorsanız, böyle basit cümlelerin telaffuzlu biçimde listelendiği uygulamalar var; onlardan birini indirebilirsiniz. Böyle bir zahmete girmek istemeyebilir; hattâ İngilizceyi bile doğru düzgün konuşamıyor olabilirsiniz. Sonuçta dil bilmemek gezmeye engel değil. O hâlde, sıcak bir gülümseme ve bir baş selamı bile tek başına yeterli olacaktır. Bir selam ve gülümseme size restoranda küçük bir ikram, bilet gişesinde öğrenci kartınız yoksa bile bir öğrenci indirimi, hediyelik eşya dükkânlarında bir jest olarak geri dönebilir. Huysuz, aksi, mızmız, asık suratlı turist hiçbir ülkede sevilmez. Kaba ve soğuk bir tutumla sipariş ettiğiniz kahve gelirken, garsonun içine tükürmeyeceğinin garantisi var mı??? :)   

2. Gelenek ve yasaları gözetin

Mayo plajda giyilir!
Dediğim gibi, her ülkenin kendine özgü bir kültürü, kendi gelenek ve görenekleri ve tabii ki yasaları var. Bunlardan haberdar olmak, bu farkları gözetmek ve saygı duymak çıktığımız gezilerde işimizi kolaylaştıracaktır. Dışarıdan gelen biri olarak elbette yasalara uymak mecburiyetindesiniz. Gelenek ve göreneklere uymak ise zorunda olmasanız da yapmanız gereken bir şey. Bu konuda gideceğiniz ülkeyle ilgili küçük bir araştırma yapmanızı öneririm. Daha önce gidenlerden fikir almak da çok yararlı olabilir. Örneğin, Doğu ve Ortadoğu ülkelerinde çıplaklığın hoş karşılanmayacağını unutmayın ve bu ülkelerde –kadın ya da erkek- uzun paçalı, en azından yarım kollu ve göğsü kapalı giysiler giymeyi tercih edin. Bu sizi meraklı ve öfkeli bakışlardan korur. Batı ülkelerinde bu durum çoğu zaman kabul görse de, oralarda bile her şeyin bir sınırı vardır. Mesela mayo veya bikininizle kumsaldan çıkıp bir markete girmeyin. Mayo plajda giyilir! Çoğu yerde zaten “mayoyla köy içine girmeyin” levhasını bulacaksınız.

Bunun dışında alkol konusuna da dikkat edin. Bazı Avrupa ülkelerinde bile sokakta, toplutaşıma araçlarında, parklarda, meydanlarda alkol tüketmek yasaktır. Bunu ihlâl etmeniz durumunda yüklü bir ceza yiyebilirsiniz. Müslüman ülkelerde ise çok daha dikkatli ve saygılı olmalısınız bu konuda. Gürültü, şamata, yüksek sesli kahkahalar, yüksek sesle telefonda görüşmek zaten dünyanın hiçbir yerinde hoş karşılanmaz. İtalya gibi gürültücü milletler bile bunu yapan turistler olunca bir medeniyet abidesi kesilip, sizi kınayabilir.

Poz vermek ya da dinlenmek için olmadık yerlere oturmayın ya da tırmanmayın. Toplutaşıma araçlarında ya da parklardaki banklarda ayakkabılarınızla insanların oturduğu yerlere basmayın. Yerlere çöp atmayın. Kiliselere ya da tapınaklara uygun giysilerle girin. Mabetlere girerken başınızdan şapkanızı, ağzınızdan sakızınızı çıkartın. Fotoğraf çekmenin ya da flaş kullanmanın yasak olduğu yerlerde bu yasağı delmeyin. Çünkü bir görevli “flaş yasaktır” levhasını size göstererek size budala muamelesi yapacaktır. Kendinizi bu duruma düşürmeyin.

3. Yemek meselesi

En açıkgörüşlü, en yenilikçi insanlar bile, damak tadı söz konusu olduğunda son derece tutucu olabilirler. Mutfak konusunda yeniliklere açık olmanızı öneririm. Gittiğiniz ülkenin yerel tatlarını denemekten çekinmeyin. Bazı yiyeceklere karşı alerjiniz ya da tüketim kısıtlamanız varsa gittiğiniz yerlerde söyleyeceğiniz yemeğin içinde ne olduğunu sorabilirsiniz. Bazı yemeklerde alkol, alışkın olmadığınız yerel baharatlar veya domuz eti kullanılıyor olabilir. Bunu göz önünde bulundurun ve sormaktan çekinmeyin.

Gittiğiniz ülkenin yerel tatlarını denemekten çekinmeyin
Dünyanın her yerinde bulabileceğiniz fastfood restoranlarına, Türklerin işlettiği kebapçılara (buna aslında çok da karşı değilim, muhabbetleri çok güzel olabiliyor gurbetçilerin), o bölgeye özgü olmayan yiyecekler sunan lokantalara gitmeyin. Fakat yerel yemek sevdasıyla, şehrin en turistik yerindeki tıklım tıklım mekânlardan da uzak durun. Böyle yerler hep çok kalabalık olur hem de fiyatlar olması gerekenden daha şişkindir. Kalabalık müşteriyle başa çıkmak için genelde porsiyonlar özensiz ve lezzetsiz hazırlanır. Siz siz olun, gittiğiniz şehrin yerlileri nerede yemek yiyor onu öğrenin. Bir bankta otururken, o şehrin yerlisi genç bir öğrenciye danışmanız, genelde sizi en iyi adrese yönlendirir. Çünkü dünyanın neresinde olursa olsun, öğrenci milleti en iyi yemeği, en ucuza nerede bulabileceğini pek iyi bilir!  

Gittiğiniz yerlerde sipariş verirken yemeklere fazla müdahale etmeyin. Menüde size en uygun olanı seçin ve yemeğin önünüze gelmesini bekleyin. İçinde şu olmasın, üstüne bundan serpmeyin vb gibi kaprisler genelde hoş karşılanmaz ve sonu da pek hayırlı olmaz. Düşünsenize Türkiye’ye gelen bir turist bilmediği için, mantının ya da İskender’in üstüne yoğurt koymayın diyor. Sizin de yemeğinizden çıkarttıracağınız bir malzeme, yemeğinizin tadını bozabilir. Garson iyi niyetle sizi uyarmak isteyebilir. Siz itiraz edersiniz ve alın size gereksiz bir gerginlik. O nedenle, yiyebileceğiniz bir şeyi seçin ve şefin maharetine güvenin.  


4. Değerli eşyalarınız

Geziye çıkarken altın künyelerini, küpelerini, kolyelerini, bileziklerini de beraberinde götüren hanımları oldum olası anlamam. Zaten Avrupa toplumları da bizim bu altın tutkumuzu hiç anlamaz. Onların güzellik anlayışında altının pek yeri yok, baştan söyleyeyim. Bu nedenle hanımlar, altınlarınızı evde bırakın. Böylece kaybetmeniz durumunda ah vah etmenizin de önüne geçmiş olursunuz. Hele ki, Doğu ülkelerine ya da yoksul Avrupa ülkelerine gidiyorsanız değerli eşyalar taşımak sizi açık bir av konumuna sokar. Başta kendi güvenliğiniz için değerli takılarınızı evde bırakın.

Akıllı telefonlarınız, tablet bilgisayarlarınız ya da pahalı kameralarınız varsa bunları korumak da önemlidir. Özellikle trenler ve otobüsler yüksek riskli alanlardır. Hele ki yorgunluk atmak için biraz kestirmeye karar vermişseniz, çok büyük tehlike altındasınız. Bu eşyalarınızı hiç göstermeksizin çantanızda saklamanız yararlı olabilir. Müze kuyruklarında, parkta çimlerde uzanırken vb yakınınızdaki birinin usulca çantanızı açıp sizi soyması işten bile değildir. Hangi ülkede olursanız olun, artık yankesiciler çok büyük bir sorun. Buna karşı dikkatli ve tedbirli olun.

Yurtdışına çıkarken para değişimi yapmak önemlidir. Genelde bu işi Türkiye’de yapmak daha mantıklı. Çünkü Türk Lirası yurtdışına az bulunan para birimleri kategorisine giriyor ve döviz kuru Türkiye’dekinden daha yüksek olabiliyor. O nedenle ihtiyacınız olabilecek miktarda parayı Türkiye’de değiştirerek yola çıkmak mantıklı. Tabii paranıza sahip çıkmak, seyahatin en güç kısımlarından. Paranızı cüzdanda, cüzdanı da cepte ya da çantanızda tutmak hırsızlara, yankesicilere davetiyedir. Taşımaktan çekinmezseniz bir bel ya da boyun çantası kullanmanızı öneririm. Bel çantasının ise fermuarlarını dikkatli kapamanız gerekir; yoksa değerli eşyalarınızı döke döke yürürsünüz, haberiniz bile olmaz. Boyun çantasına ise yalnızca para koyulur ve tişörtünüzün içine atılır. Fazla şişkin olursa giysinizin altından belli olur, çirkin görünür. Kullanması çok zor olsa da hepsinden güvenlidir boyun çantaları.  Tabii tüm paranızı aynı yerde tutmamaya da özen gösterin. Farklı yerlere bölüştürün ki birini yitirmeniz durumunda diğeri imdadınıza yetişsin.

Bir miktar parayı da kara gün akçesi olarak ayırmakta yarar var. Seyahat sonuna kadar hiç kullanmayın bu parayı. Acil bir durumda kullanmak üzere saklayın. Acil bir durum olabilir, beklenenden önce ülkeye dönmeniz gerekebilir. Uçak bilet almanız gerekebilir. Kâbus senaryoları çoğaltılabilir. Bu parayı harcamadan ülkeye dönerseniz bir dahaki gezinizin finansmanı için ilk parayı kenara koymuş olursunuz, fena mı? :)

5. Pazarlık etmek ve tutumluluk

Bir turistin yurtdışında en iyi bilmesi gereken şeylerin başında tutumluluk ve pazarlık etmeyi bilmek gelir. Gereksiz harcamalardan ve şişkin fiyatlardan kaçınarak çok farklı etkinliklere bütçe ayırabilirsiniz. Örneğin otelinizden bir müzeye gidiyorsanız ve arada iki duraklık bir mesafe varsa; otobüse binmeyip yürüyün. Hem şehrin sokaklarını, caddelerini keşfetmiş olursunuz; hem de gidiş-dönüş otobüs/metro biletinden tasarruf edeceğiniz toplam 4 avroyla şehrin en güzel kafesinde yarım saat oturup bir kahve içebilirsiniz mesela.

Madde 1’de belirttiğim üzere içten bir selam ve buna eşlik edecek bir gülümseme, alışverişlerinizde size çok yardımcı olabilir. Satıcı sizi kazıklamaktan vicdan azabı duyabilir ya da size güzel bir indirim yapabilir belki de! Girdiğiniz yerlerde, özellikle hediyelik eşya dükkânlarında fiyatlar üç aşağı beş yukarı aynıdır. Ve çoğunluğu Çin’de üretilmiş olan ucuz mallar değerlerinin çok üstüne satılırlar. İşte bu durumda pazarlık etmeyi iyi bilmek gerekir. Pazarlık etmekte utanılacak bir şey yok. Onlar üç kuruşluk malları öyle fahiş fiyatlara satmaktan utanmıyorlarsa; siz pazarlık etmekten niye utanasınız? Baktınız ki, satıcı pazarlığa yanaşmıyor nazikçe rest çekin. Teşekkür edin, pahalı bulduğunuzu söyleyin ve elinizdekileri bırakıp dükkândan çıkmaya yeltenin. Genellikle sizi geri döndürüp istediğiniz indirimi verirler. Vermedilerse aynı şeyi bir başka dükkânda deneyebilir ya da fiyatlar aynı düzeydeyse risk almayıp başka bir dükkândan alışverişinizi yapabilirsiniz.

Promosyonlu ürünleri tercih etmek de bütçeniz için yararlı olacaktır. 3 fiyatına 4 adet, 7 fiyatına 10 adet gibi kampanyalar sunan dükkânları tercih edin. Çoğu zaman aynı hediyelikten 10 adet almak çok fazladır. Bu durumda arkadaşınızla 5-5 alıp fiyatı paylaşmak veya o ürünle ilgilenen bir başka müşteriye aynı şeyi teklif etmek iyi olabilir.

Özellikle hediyelik alırken pazarlıktan çekinmeyin
Madde 3’le ilintili bir başka tavsiyeye gelelim. Yemek yiyeceğiniz zaman fiks menü sunan restoranları tercih etmeniz yine bütçenizi olumlu yönde etkileyecektir. Yemekleri, içecekleri, tatlıları ayrı ayrı aldığınızda genelde daha fazla ödersiniz. Fiks menülerse hem bilmeyenler için birbiriyle uyumlu yiyecek/içecekleri sunar, hem de daha uygun fiyatlıdır.

Taksiciler turistlerin belalısıdır desem çok mu ayıp etmiş olurum? Maalesef dürüst olmayan insanlar yüzünden gerek Türkiye’de, gerekse yurtdışında yabancısı olduğunuz bir yerde taksi kullanmak kazıklanmakla eşdeğer oldu. Ben yurtdışında hiç taksi kullanmıyorum. Daha uzun da sürecek olsa toplutaşımayı tercih ediyorum. Hiç değilse kazıklanmıyorum, param cebimde kalıyor. Her zaman bavulumu olabildiğinde hafif hazırladığım için toplutaşıma kullanmak benim için sorun değil. (Bavul hazırlığıyla ilgili tüyolarım için buraya tıklayın)

Eğer uygunsuz uçuş saatlerine denk geldiyseniz ya da gerçekten çok fazla bavulunuz varsa ve bu nedenle taksi kullanmak zorundaysanız; binmeden evvel taksiciye adresi gösterin ve ortalama kaça patlayacağını sorun. Aynı şeyi bir başka taksiciye daha sorun ve aldığınız yanıtlar birbiriyle örtüşüyorsa taksiye binin. Taksiciden mutlaka taksimetre kullanmasını isteyin. Faturanızı almayı unutmayın. Dedem hep anlatır. Bir keresinde İsviçre’de taksiye binmiş ve ineceği zaman fiyatı epeyce tuzlu bulmuş. Taksici fatura kesmiş, plakasını ve adını yazmış. Gidip yarın istediği bir polise faturayı göstermesini, eğer suçluysa şikâyetçi olabileceğini söylemiş. Şimdiki taksicilerin önemli bir bölümü maalesef bu dürüstlükten pek uzak.

***

Bunlar dışında sizin de gerekli olduğunu düşündüğünüz konular varsa aşağıdaki yorum bölümünden ya da yandaki iletişim sekmesi üzerinden lütfen bana bildirin ki, bir başka yazımda değineyim. Şimdiden iyi yolculuklar!  

25 Mayıs 2014 Pazar

Gezi arkadaşları

Geziye çıkarken dikkat etmeniz gereken pek çok husus vardır. En uygun bavulu ya da en uygun ayakkabıyı seçmeniz gerektiği gibi, geziye çıkarken size en uygun arkadaşı seçmek de çok önemlidir. Yanınızda kafa dengi ve uyumlu bir gezi arkadaşı varsa, en rahatsız koşullarda, en kötü şehirlerde bile inanılmaz derecede eğlenebilirsiniz. Aynı şekilde, pek iyi anlaşamadığınız kişilerle ya da hiçbir şeyden hoşnut olmayanlarla çıkılan bir yolculuk, en güzel şehirlerden bile zevk almanıza mâni olur.

Seyahate en yakın arkadaşlarınızla çıkın
Seyahat arkadaşı seçerken ya da arkadaşlarla seyahate çıkarken nelere dikkat edilmeli? Bu sorunun yanıtı son derece kişisel ve göreceli olacağından, size ancak kişisel deneyimlerime dayanarak birkaç tavsiyede bulunabilirim.

Öncelikle seyahate çıkacağınız kişileri en yakın arkadaşlarınız arasından seçmeye çalışın. Huyunu suyunu bilmediğiniz insanlarla eğlenme olasılığınız son derece sınırlıdır.

Çıkacağınız tatilin odak noktası ne olacak? Önce bunu belirlemeli; seçtiğiniz seyahat arkadaşının buna uygun olup olmadığına bakmalısınız. Gittiğiniz yerin tarihî ya da doğal güzelliklerini mi görmek istiyorsunuz? Yoksa alışveriş merkezi ve mağazaları gezmek mi sizi daha çok cezbeder? Siz ünlü bir katedrali gezmek için can atarken, gezi arkadaşınız şehrin mağazalarına girip elbise denemek istiyorsa, işiniz zor! Yani ikinizin de ilgi alanları aynı yönde olmalı.

Gecelerin nasıl değerlendirileceği

Gece yaşamı sizin için ne derece önemli? Siz dışarı çıkmak istediğinizde arkadaşlarınız size eşlik edecek mi? Ya da arkadaşlarınız dışarı çıkmak isterse, siz otelde kalıp dinlenmeyi mi yeğleyeceksiniz? Gittiğiniz şehirde akşamüstü tüm müze ve diğer gezilecek yerler birer birer kapılarını kapattığında genelde akşam yemeğini yersiniz. Çoğu zaman akşam yemeğini, yeni yeni ışıkları yanmaya başlayan şehirde yapılan kısa bir gezinti izler. Bundan sonra iki olasılık vardır. Ya bir şeyler içmek için bir bara gidilir, ya otele geri dönülüp uyunur. Siz gidip şehrin gece hayatını keşfetmek isterken, arkadaşlarınız gezmekten bîtap düşmüş ve bir an önce yorgun ayaklarını uzatıp yatmak istiyorsa yine işiniz zor! Gece çıkmaları ve alkol alma herkesin sevdiği bir şey değildir. Seyahat arkadaşınızı seçerken bunu da göz önünde bulundurmakta yarar var.

Öncelikler

Tarih ve sanat siz ve arkadaşlarınız için ne ifade ediyor? Müze müze gezmeye bayılan, müzedeki her resmin ya da her nesnenin önünde durarak inceleyenlerden misiniz; yoksa müzeleri vakit kaybı olarak görenlerden mi? Çoğu insan müze gibi kapalı yerlerde vakit geçirmeyi sevmez. Şehrin belli başlı yapılarını gördükten sonra parkları, kafeleri ya da mağazaları gezmekten hoşlanır. Kimileriyse müzeleri, gittikleri ülkenin sanatsal birikimini keşfetmeyi sever. Geziye çıkacağınız arkadaş ya da arkadaşları seçerken buna da dikkat etmelisiniz. 

Seyahat temposu

Kimileri çabuk yorulur...
Herkesin vücut yapısı farklıdır. Kimisi çabuk yorulur, kimisi gücünü ve zindeliğini gün sonunda kadar muhafaza eder. Gittiğiniz seyahatlerde, özellikle Paris, Roma gibi yerlerde müze girişlerinde uzun kuyruklar bekleyeceğinizi unutmayın. Hele ki şehiriçi ulaşımı da yürüyerek gerçekleştiriyorsanız gerçekten yorulacaksınız. Kimileri, dinlenmek için 1 saatlik bir öğle yemeği molasını yeterli bulurken, kimileri gün içinde bir veya birkaç kez bir kafede ya da bir parkta soluklanmayı isteyebilir. Oturarak geçirdiğiniz her saatin, sizin bir yerleri görmenize engel olduğunu unutmayın. Bu nedenle, ne siz oyunbozanlık yapıp arkadaşlarınızın bir yerle görmesine engel olun, ne de yanınıza size ayakbağı olacak birini alın. Aynı tempoda bir gezi yapabileceğiniz bir arkadaş seçerseniz sorunsuz bir tatil geçirirsiniz.      

Lüks düşkünlüğü

Lüks kavramı, herkese göre değişiklik gösterir elbette. Seyahat arkadaşınızla rahatınıza düşkünlüğünüz ne kadar yakınsa, o kadar iyi olur. Örneğin 2 yıldızlı bir otelin sunacağı konfor sizin için yeterli olabilir. Kimileri rahatına daha düşkündür ve daha fazla lükse ihtiyaç duyar. Kimileriyse yatacak bir yatak olduğu sürece, toplu yatakhanede yatmayı bile sorun etmeyebilir. Siz yerel lezzetleri denemek isterken, arkadaşınız dünyanın her yanında bulunan fastdood restoranlarında ya da bir Türk kebapçısında yemeyi tercih edebilir. Ya da tam aksine, siz ekonomik açıdan uygun bir yerde karnınızı doyurmak isterken, arkadaşınız güzel manzaralı lüks bir restoranda yemeyi teklif edebilir. İşte tüm bu çelişkileri yaşamamak için bu konuda da kafanızın uyuştuğu bir arkadaş seçmeniz önemlidir.

Parasal sorunlar

Bazen basit bir yemekle de yetinmek gerekebilir
Sizin ve seyahat arkadaşlarınızın ekonomik düzeyi aynı olmayabilir. Bir taraf “gereksiz” bulduğu harcamalardan tasarruf etmek isterken, onun gereksiz bulduğu şeyi karşı taraf çok elzem bulabilir. Örneğin, şehiriçi ulaşımda tek tek bilet ya da jeton alıyorsanız 1-2 duraklık kısa mesafelerde siz yürümeyi tercih edebilirsiniz. Arkadaşınız ise bir bilete, kısa mesafe için de olsa 2 avro vermekten çekinmeyebilir. Özellikle otelinizin ve yemek yenecek mekânın seçiminde parasal durum, yine sorun oluşturur. Bu yüzden, seyahat arkadaşınızla aranızda çok fazla ekonomik fark olmamasına dikkat etmelisiniz.  

Sonuç olarak

Bu unsurlardan bir ya da birkaçı konusunda aranızda uyuşmazlık olursa sonuç mızmızlık, surat asma, söylenme vb. olacaktır. Böyle bir ortamda asla eğlenemezsiniz. İyi bir gezi arkadaşı çok az bulunur ve bir kez bulundu mu kolay kolay bırakılmamalıdır.

Yakın arkadaşlarınızla seyahat etmek, eğlenme katsayınızı doğrudan artırır. Normalde iyi sohbet ettiğiniz insanlarla, neşeniz, şamatanız yurtdışında her zaman daha fazla olur. 

Yeni edineceğiniz arkadaşlar

Yanınızda götürdüğünüz arkadaşlar kadar, seyahatiniz süresince edindiğiniz arkadaşlar da vardır. Yeni insanlarla tanışmaktan hiçbir zaman çekinmeyin. Bir tren ya da uçak yolculuğunda tanıştığınız bir yerli; ya da müze kuyruğunda tanıştığınız başka ülkeden gelmiş bir gezgin… Siz samimiyseniz, karşı taraf da güven veriyorsa çok güzel dostluklar kurabilirsiniz. Bir kuru merhabayla başlayan sohbet, e-posta adreslerinin alınması ya da Facebook’ta arkadaş olmayla sonuçlanabilir. Muhabbetinizin derinliğine göre daha sonra tekrar buluşmanız, birbirinizi evinizde ya da şehrinizde konuk etmeniz bile mümkün.   

18 Mayıs 2014 Pazar

Bavul hazırlığı

İnternet’te seyahat ve seyahat hazırlığı üzerine yazılmış yüzlerce yazı, site ve blog var. Hepsi de iyi bir seyahat çantasında olması gereken şeyleri birbirinden kopyalamışçasına sıralar dururlar. Gelin görün ki, bu listelerde yazanları yanınıza alsanız da çoğu zaman kullanmadan gerisin geriye evinize getirirsiniz. Öncelikle nasıl bir tatile çıkacaksınız? Yıldızlı bir otelde mi, hostel ya da toplu yatakhanelerde mi,  yoksa kampta mı kalacaksınız; buna göre bir ihtiyaç listesi oluşturulmalı.

“Yolculuğa çıkarken «her şey lazım olur» anlayışı çok yanlış. Düsturunuz «en hafif, en küçük bavulu hazırlamak» olmalı. Seçtiğiniz havayolu şirketine göre, uçaklarda yolcu başına bir valiz için tanınan yük hakkı 15 ilâ 25 kilo arasında değişiyor. 32 kiloyu aşan bavullarınız ise uçağa kabul edilmiyor. Havalimanında yük sınırını aştığınız için bavulunuzu açıp «en az işe yarayacak eşyaları» çöpe atmak zorunda kalırsanız bu yazıyı neden yazdığımı anlarsınız. İşte böyle kötü bir sürprizle karşılaşmamak için bavulunuzu her güne bir kat giysi, çifter çifter ayakkabılar, bilmem kaç mililitrelik temizlik ve kişisel bakım malzemeleriyle doldurmayın.

Valizleri tıkabasa doldurup hamallık etmeyin
O ağır valizi sizin indirip kaldıracağınızı unutmayın. Büyük ve ağır bavul, otobüse, metroya, trene binerken başınıza bela olur. Hele Paris gibi metro istasyonlarında yürüyen merdiven ve asansör yoksa, aktarma yapacağınız toplu taşıma araçları arasında yürümek zorundaysanız ağır bavul giderek bir işkenceye dönüşür.   

Uçak yolcusu için en büyük mutluluk bir kabin bagajına sığmaktır herhâlde. Çoğu havayolu şirketinde kabin bagajı ağırlık sınırı 8 kg. Ama eğer çantanızın boyutları kurallara uygunsa, (55x40x23 cm) çoğu zaman ağırlığını tartmadan uçağa kabul ediyorlar. Ancak kabine sıvı şeylerin kabul edilmediğini unutmayın.

Parfümleriniz, deodorantlar, lens suları, kremler, şampuan ve losyonlar yalnızca kapları 100 ml’den küçükse uçağa kabul ediliyor. Bunları ağzı kilitli bir torba içinde taşımalısınız. Bu torbanın içindeki kapların toplamının kapasitesi 1 litreyi geçmemeli. Bu kilitli özel torbalar kimi havalimanlarının girişinde ücretsiz dağıtılıyor. Bir sürprizle karşılaşmamak için önceden temin etmekte yarar var.

Giysiler

Bavul hazırlama sürecinde gereksinim duyacağımız şeyleri sınıflandırmakta yarar var. Öncelikle giyim eşyalarıyla ayakkabıları ele alalım. Genelde bavul hazırlama sürecinde en çok abarttığımız şeyler, giysilerimizdir. Her yolculukta yanıma olabildiğinde az giysi almaya çalışırım fakat buna rağmen hiç bavuldan çıkarmadan, ütü izi bile bozulmadan geri getirdiğim bir iki kat giysim mutlaka olur.

Alt giysilerle başlayalım. Yurtdışına gezmek amacıyla çıkıyorsak bir kot pantolon ve bir şort yeterlidir. Kot pantolon kolay kolay kir tutmaz, kirlense de kirini göstermez. Kırışması durumunda ütülenmeden de giyilebilir. Şort ise çok sıcak havalarda imdadımıza yetişir. Birer gün arayla değiştirerek bu ikisini giyebilirsiniz. Eğer bir sayfiye yerine ya da sıcak bir Akdeniz kentine gittiyseniz, kot pantolon da almayın, iki ya da üç adet şort götürün. Çoğu ülkede kiliselere şortla girmek yasak. Bunu göz önünde bulundurun. Bazı Müslüman ülkelerde özellikle kadınların şort giymesi hoş karşılanmayabilir. Gideceğiniz ülkenin gelenek ve göreneklerine saygılı giyinmek, size yapılan muameleyi olumlu yönde etkileyecektir.

Bütün gardırobunuzu valizinize sığdırmaya çalışmayın
İç çamaşırı için mutlaka tedarikli olun. Yıkama imkânınız yoksa ya da yıkamakla uğraşmak istemezseniz her güne bir iç çamaşırı alın. Özellikle erkekler için önemli bir husus. Terlediğinizde yakacak, kaşındıracak naylonlu iç çamaşırlarından uzak durun. Pamuklu hava alan kumaşları tercih edin.  

Yatarken üşüyen biriyseniz yanınıza uzun pijamalar alın. Her kentin kendine göre bir iklimi oluyor. Gündüz sıcağıyla sizi bunaltan bir kent, geceleyin dondurucu olabiliyor.

Üst giysilere gelelim. Bu durumda biraz daha çeşitliliğe izin var. Ama gittiğimiz yerde defileye çıkmayacağınızı ve kimsenin sizin ne giymiş olduğunuza bakmayacağını unutmayın. Her güne bir giysi almak hiç mantıklı değil. Bir haftalık bir tatil için uçakta üzerinize giydiğiniz dışında 3 kat üst almak yeterli. Gömlek götürmekten kaçının. Çünkü bavulda kırış buruş olacağı muhakkak. Bir de yanınızda seyahat ütüsü taşımakla uğraşmayın. Kalacağınız otelde ütü tedarik etmek isterseniz büyük olasılıkla ekstra ücret isteyecekler. Kırışık bir gömlekle de gezemeyeceğinize göre gömlekleri evde bırakın. Bunun yerine yakalı, polo denen tişörtleri seçin. Hem klasik tişörtlerin rahatlığını hem de gömleğin şıklığını elde etmiş olursunuz. Gece çıkmalarınızda da polo tişörtleri rahatlıkla tercih edebilir ve mekâna uygun şıklığı yakalayabilirsiniz. Çok sıcak bir kente gidiyorsanız, bolca terleyeceksiniz. Kulağa biraz alaturka gelebilir ama içinize atlet giymek, terleseniz de giysinizin ter kokmasını önler. Böylece aynı tişörtü havalandırarak, 3 gün sonra yeniden giyebilirsiniz. Her güne bir tişört koyup yol boyunca hamallık etmemiş olursunuz.  

Havanın serinlemesine ya da yağışlı olma olasılığına karşı yanınızda rüzgârlık mont götürmekte yarar var. Bu montlar aynı zamanda su da geçirmediği için yağmurluk görevi de görür. Hem çok yer kaplamaz hem hafiftir. Gittiğiniz bölgeye göre polar bir hırka da alabilirsiniz yanınıza. Evet, belki hiç gereksinim duymayacaksınız ama havaların nasıl olacağını asla bilemeyiz. Eğer Kuzey ülkelerine gidiyorsanız, mevsim yaz bile olsa siz kalınca bir mont götürün. Türk insanı için oranın sıcağı bile dondurucu olabiliyor.

Genel olarak açık renkli, çabuk kirlenebilecek ve kiri gösterecek giysiler almamaya özen gösterin. Bej, gri, haki renkler gezgin için idealdir. Fakat çok koyu renkleri de tercih etmeyin. Koyu giysiler hem tozu çok belli eder, hem de sıcak ülkelere gittiyseniz sivrisinekler başta olmak üzere envaiçeşit börtü böceği üstünüze çeker. 

Ayakkabılar

Ayakkabılar… Seyahatin en önemli parçası. Ayak rahatınız yerinde değilse, en güzel şehre de gitseniz seyahatiniz cehenneme döner. Huyunu suyunu bilmediğiniz ya da yeni aldığınız bir ayakkabıyla sakın yola çıkmayın. Ayakkabınız ayağınıza vurursa ayağınız su toplayabilir, kanayabilir; alın başınıza belayı. Ayakkabı olarak rahat bir yürüyüş ayakkabısı seçin. Eğer tüy kadar ayakkabıya onca parayı vermekten çekinmezseniz Crocs markasına bir göz atın derim. Sıcak kentlerde açık sandaletler de iyi bir seçim olabilir. Fakat ayakkabı işini abartmayın. Tişörtünüze, pantolonunuza uysun diye 2-3 çift ayakkabı almak saçma. Bir çift ayakkabı bir de terlik yeterli.

Çoraplar da önemli. Seçtiğiniz çorabın yüzde yüz pamuklu olduğundan emin olun. Naylonlu çoraplar ayağınızı terletir, bütün gün ayakkabının içinde kalan ayaklarınızı ve ayakkabılarınızı kokutabilir. Mutlaka her güne bir çift çorap koyun. Çoraplarınızı iç içe koyarak değil, düz biçimde giysilerinizin üstüne yayarsanız yerden de tasarruf edersiniz.

Diğer gerekli nesneler

Şapka meselesi, sizin kişisel tercihlerinizle bağlantılı. Ben genelde güneş gözlüğüyle yetiniyorum. Şapkadan hoşlanmadığım için hiç şapka taşımadım yolculuklarımda. Güneş gözlüğüyse olmazsa olmazım.

Londra, İrlanda ya da Güneydoğu Asya gibi yerlere gidiyorsanız, aniden bastıran sağanaklara hazırlıklı olun. Katlanabilir bir şemsiye için valizinizde yer açmakta yarar var. Kullanıp atabileceğiniz plastik bir yağmurluk da hem az yer tutması, hem hafif olması bakımından yararlı olacaktır. Bu tür kullan-at yağmurlukları av ve gezi malzemesi satan mağazalardan edinebilirsiniz.

80x124 cm boyutundaki bu havlu avuç kadar keseye sığıyor
Havlular…  Havlular gittiğiniz yere göre ya en fazla kullanılan, ya da hiç kullanılmayan şeylerdir. Özellikle deniz tatiline çıkıyorsanız, hele ki ailenizle birlikte gidiyorsanız bir bavul neredeyse tümüyle havlularla dolar. Geleneksel havlular kumaşlarının yapısı itibarıyla hem ağırdır, hem fazla yer tutar. Seyahate çıkmak için artık her yerde bulunabilen, süper emici mikrofiber havluları tercih edin. 80x130 boyutlarında bir havlu, bir tişörtten daha az yer tutuyor. Eğer gideceğiniz yerde yıldızlı bir otelde kalacaksınız, odada size temiz havlular zaten veriliyor. Ama kişisel hijyen anlayışı kişiden kişiye değiştiği için belki bu havluları kullanmak istemezsiniz. Elbette havlular her defasında özenle yıkanıyor ama sonuçta sizden önceki müşterinin o havluyla ne sildiğini bilemezsiniz. Özellikle yüz kurulamada ben otel havlularını asla kullanmıyorum. Hostel, pansiyon gibi yerlerde ise havlu genelde verilmez. Buna göre dikkatli olmakta yarar var.

Uyku tulumu genelde seyahat çantasının en belâlı üyesidir. Hiçbir yere sığmaz, bütün düzeni alt üst eder. Sırt çantasıyla gidiyorsanız, çantanın bir bölümüne iliştirebilirsiniz. Bavula koymak ise dediğim gibi, çok can sıkıcı. Uyku tulumu tabii genelde kampçıların, ya da Interrail yapan maceracı gençlerin ihtiyaç duyduğu bir şey. Ama bazı durumlarda otelde kalacak seyahatseverlere bile gerekli olabilir. Soğuk yerlerde otelin vereceği battaniye bile yeterli olmayabiliyor. Odanızda ısıtma sistemi yoksa bütün geceyi tir tir titreyerek geçirmeniz işten bile değil. Bu durumda uyku tulumu hayat kurtarır. Pislik elbette göreceli bir kavram ama pis bir ülkeye gidebilir, pis bir otele düşebilirsiniz. Genelde ekonomik konaklama yapmak isteyenlerin kâbusudur pis oteller. 2-3 yıldızlı otellerde bile leş gibi kokan, kirden keçeleşmiş battaniyeler görülmemiş şeyler değildir. Bu tür battaniyeleri üstünüze örtmektense yatağın üstüne uyku tulumuyla yatmak çok doğru bir hareket. Uyuz hatta bit kapma olasılığınız bile var. Bunu yazmakta amacım paranoya yaratmak değil elbette ama bu türden bir sorunla karşılaşabileceğinizi unutmayın.

Kişisel bakım ve ilkyardım malzemeleri

Mümkün olan en küçük kapları seçin
Kişisel bakım konusu adı üstüne çok kişisel bir konu ve bir genelleme yapmak çok zor. Ama temel bazı noktalara değinmek istiyorum. Öncelikle size tavsiyem, kendinize bir iyilik yapın ve devasa şampuan ve duş jeli kutularını yanınıza almayın. Otelde kalacaksınız zaten her gün banyonuza küçük şişelerde şampuan ve duş jeli koyuyorlar. Daima kullandığınız markadan şaşmak istemezseniz, en küçük boy kutuyu tercih edin. Eşiniz veya arkadaşlarınızla ortak kullanmak üzere tek bir kutu da alabilirsiniz. Sıvı duş jeli taşımaktansa Dove gibi bir kalıp güzellik sabunu götürmenizde yarar var. Bunu hem el yıkamada hem vücut temizliğinde kullanabilirsiniz. Hatta Komili gibi zeytinyağı özlü bir kalıp sabunla hem saç, hem vücudunuzu yıkayabilirsiniz. Yer kaplamayacak türden puf biçimli banyo liflerini ya da süngerlerini de unutmayın.

Özellikle kadın seyehatseverler yola çıkarken yanlarında vücut losyonları, kremler, özel bakım suları götürüyorlar. 1 haftalık kısa bir tatilde bunları kullanmasanız da güzelliğinizden bir şey yitirmeyeceğinize sizi temin ederim :) Onların hamallığını yapmayın hanımlar! Ayrıca şunu da unutmayın, uçak havadayken basınç değişimi olur ve bu tür şişerin kapakları kendiliğinden tık diye atar ve açılır. Bütün bavulunuzu mahvedebilirler. Yanınıza alıyorsanız, buna karşı önlem alın mutlaka. El bagajı için zorunlu olan kilitli torbaları burada da kullanabilirsiniz.

Hanımlardan söz açılmışken daha özel bir konuya da değinmek gerek. Bazen uçaktaki basınç değişiminden tutun da, gittiğiniz yerin iklimine kadar pek çok değişik sebepten dolayı beklediğinizden çok daha erken âdet olabilirsiniz. Tedbirli olmakta yarar var.

Bavulunuzun olmazsa olmazlardan biri dişfırçası ve dişmacunudur. Yanınıza almayı unutmayın. Buram buram ter kokmamak için ter önleyici deodorantlardan almayı ihmal etmeyin. Kişisel tarzınıza göre küçük boy bir jöle ve tıraş köpüğü ile jilet/tıraş makinesi götürebilirsiniz.

Tırnak makası ve cımbız. Genelde bir haftadan daha kısa süren bir tatilde tırnak makasına gereksinim duyulmaz. Ama her halükârda bir tırnak makası ve cımbız götürmek gerekir. Şeytantırnağı denen, tırnak kenarlarında çıkan ve çok can yakan derileri kesmeniz gerekebilir. Cımbız ise kaşınızı almaktan ziyade, derinize diken, kıymık, cam vb. batması gibi durumlarda çok yararlı bir gereçtir.

Gittiğiniz her yerde, özellikle hareket hâlindeyken temizlik için su bulamayabilirsiniz. Örneğin bir müze kuyruğunda dondurma yediniz ve elinize aktı, bir paket ıslak mendil idareli kullanmanız koşuluyla yeterli ve gayet gerekli olur.

Cilt tipinize bağlı olarak mutlaka güneş kremi götürün! Esmerler görünürde güneşten fazla etkilenmez ama yine de düşük etkili türden de olsa bir güneş kremi sürülmeli. (En azından yüze) Güneşe uzun süre maruz kalındığında ciltteki nem seviyesinde azalma olabilir. Bu durumdan en çok etkilenen organımız dudaklarımızdır. Sıcak bir ülkeye gidiyorsanız vücut ve dudak için ayrı ayrı nemlendiriciler alınmalı.   

İlaçlar     

Yarabandı, ağrı kesici ve efervesan vitaminler
İlaçlar ve ilkyardım malzemeleri bavul hazırlığının en sevimsiz üyeleri. Çoğu zaman ihtiyacınız olmaz, paketi açmadan geri getirirsiniz ama bir de hastalanırsanız hayat kurtarırlar. Bavulun içine bir seyyar eczane sığdırmaya kalkmayın tabii. Düzenli kullandığınız bir ilaç yoksa, kuvvetli bir ağrıkesici, gribe karşı bir ilaç ve bir antibiyotik yeterli. Yemek kültürü farklı olan bir ülkeye gidiyorsanız, ne olur ne olmaz birkaç Rennie almakta yarar avr. Mide rahatsızlığını genelde hemen çözer. Tropik bölgelere gidiyorsanız aşı olmakta yarar var. Ama yine de sinek ve böcek kovucu spreyler; sokmalara ve kaşıntıya karşı bir merhem bulundurmanız gerekir. Her türlü çarpmaya, kesiğe ve yaralanmaya karşı yarabandını yanınızdan eksik etmeyin. Eğer alkol kullanıyorsanız ve fazla kaçırmaya meyilliyseniz, akşamdan kalmalık durumunda hayat kurtaran Alka-Seltzer’i mutlaka edinin. Eğer hassas ve kırılgan bir bünyeniz varsa, vücudunuzun seyahat temposuna ayak uydurabilmesi için vitamin ve mineral takviyesi olacak haplar, efervesan tabletler vb. alabilirsiniz.

Düzenli kullandığınız ilaçlar varsa bunları kutularında götürmektense, kalacağınız gün sayısına uygun olarak kutusundan çıkararak götürmeniz size yerden tasarruf sağlayacaktır. Eğer şeker hastasıysanız ve ensülin iğnesi kullanıyorsanız yanınızda buz kalıbınızı mutlaka bulundurun. Havayolu şirketinize bu buz kalıplarını kabin bagajında bulundurup bulunduramayacağınızı sorun. İğnelerinizi saklamak için, gideceğiniz otelde odanızda buzdolabı bulunup bulunmadığını mutlaka teyit edin.

Elektronik gereçler

Fotoğraf makinesi, bir seyahatin olmazsa olmazlarından. Sahip olduğunuz makineye göre burada vereceğim tavsiyeler değişkenlik gösterebilir. Eğer küçük avucunuza sığabilecek büyüklükte bir fotoğraf makineniz varsa aslında şanslısınız. Her yere sığdırabilirsiniz. Fakat profesyonel makine sahibiyseniz iş değişiyor. Çoğu havayolu firması fotoğraf makinesi ve kamera çantalarını kabin bagajı olarak kabul ediyor ve başka el bagajınız varsa kamera çantasına ekstra yük muamelesi yaparak, fazladan ücret talep ediyor. Böyle tatsız bir durumla karşılaşmamak için kameranızı el bagajınızın içine koyun.

Fotoğraf makineniz pilliyse bolca yedek pil alın. Şarj edilebiliyorsa, şarj aletini yanınıza aldığınızdan emin olun. Günümüzde akıllı telefonlar artık neredeyse fotoğraf makinelerinin yerini aldı ama açıkhavada ve güneşli yerlerde fotoğraf makineleri hâlâ daha iyi performans sunuyor telefon kameralarından. Fotoğraf makinesi ve kameraların her kültürde hoş karşılanmadığını bilin. Özellikle Ortadoğu ve Doğu ülkelerinde fotoğraf çekerken objektifinizi tanımadığınız kişilere yöneltmeyin.

Telefon genelde yurtdışı gezilerinde pek kullanılmaz. Ailenize vardığınızı bildirmek dışında pek ihtiyacınız da olmaz. Cep telefonlarını yurtdışında kullanabilmeniz için yurtdışı kullanım ayarlarını (roaming) etkinleştirmeniz gerekir. Her operatörün değişik ayarı vardır. Müşteri hizmetlerini arayarak bilgi alın. Cep telefonlarını kendi tarifeniz üzerinden kullanmaya kalkarsanız çok tuzlu bir faturayla karşılaşırsınız dönüşte. Genelde dakika ya da mesaj başına 3 kat daha fazla ücret ödersiniz yurtdışında. Bu nedenle her operatörün özel yurtdışı paketlerinden yararlanabilirsiniz. Örneğin 1 haftalık bir tatil için 30 dakikalık bir paket satın alabilirsiniz Türkiye’deki operatörünüzden.

İletişim için bir başka seçenek de telefon kartları. Çoğu Avrupa ülkesinde özel yurtdışı konuşma kartları var. Örneğin Fransa’da 7,5 avroluk bir kart alarak Türkiye’deki sabit hatlarla yaklaşık 1 saat konuşabiliyorsunuz. Kartı kullanmak için telefon kulübesine girip kartın üstünde söylenenleri uygulamanız yeterli.

Taşıması kolay seyyar çoklu priz
Yurtdışından Türkiye’yi aramak için arayacağınız numaranın başına 0090 eklemeli, (+90 şeklinde de gösterilir) alan kodundan da 0’ı kaldırmalısınız. Aksi takdirde telefonunuz bağlanmaz. Örneğin cep telefonunda arayacağınız numara +90 olmadan direkt “0532” ya da “0212” şeklinde kayıtlıysa telefonunuz bağlanmaz. Düzeltmeniz ve numaranın başından 0’ı silerek “0090” eklemeniz gerekir. Yani numaranın şu şekilde olması gerekli “0090 212 316 50 67”.

Türk hattınız cep telefonunda takılıyken Türkiye’den sizi ararlarsa, arayan kişi ek bir ücret ödemez. Kendi tarifesindeki tutar kadar öder. Fakat arama ücreti size yansıtılır. Yurtdışı tarifesi üzerinden konuştuğunuz süre kadar ücret ay sonunda faturanıza yansır ya da bakiyenizden düşer.

Dizüstü bilgisayarlar artık git gide daha az kullanılır oldu. Zaten bir seyahate taşımak da hiç mantıklı değil. Ben tavsiye etmem ama eğer yanınızda tablet bilgisayar götürürseniz kablosuz bağlantı hizmeti veren bir otel seçmeye dikkat edin. Telefonunuzun ve tabletinizin şarj cihazlarını unutmayın.

Fotoğraf makinesi ya da telefonunuzun belleğinde yeterli yer olup olmadığından emin olun. Yedek bir bellek kartı götürebilirsiniz. Boş CD/DVD ya da flash bellek götürmek de bir seçenek ama bilgisayar bulamama olasılığına karşı siz 2 ilâ 4 GB’lık bir kartı tercih edin.

İnternetteki sayısız bavul ihtiyaç listesinin hiçbirinde rastlamadım ama seyahatte en gerekli olabilecek şeylerden biri de kablosuz çoklu prizler. Özellikle hostellerde kalıyorsanız yatakhanedeki az sayıdaki prizi kapmak bir mucizedir. Kapsanız bile siz yokken biri gelip sizin şarjınızı çıkartıp kendisininkini takabilir. Ya da kaldığınız odadaki prizler sizin ihtiyacınızı karşılamayabilir. Bu durumda kendi çoklu prizinizi kullanmanız hayat kurtarır. Aynı anda hem telefonunuzu, hem fotoğraf makinenizi hem tabletinizi şarj edebilirsiniz. Gittiğiniz ülkede prizlerin yapısını mutlaka öğrenin. Başta ABD, Kanada, Japonya, Suudi Arabistan ve Avustralya olmak üzere pek çok ülkede Türkiye ve Avrupa’dakinden farklı priz uçları kullanılıyor.

Hesap makinesi, müzikçalar, çalarsaat, el feneri gibi şeyler bir seyahatte sıkça ihtiyaç duyulabilecek şeyler olmasına karşın artık hemen her telefonda bulundukları için listeye dâhil etmeyi gereksiz görüyorum.Hele ki saç kurutma makineleri en mütevazi oteller de bile var. Boşuna taşımayın. 

Diğer gerekli ıvırzıvırlar

Uçakta yanınıza aldığınız kabin bagajını sırt çantası olarak seçmeye çalışın. En gerekli ve en değerli eşyalarınızı bu çantada bulundurun ve gözünüzün önünden hiç ayırmayın. Geziniz sırasında bavulunuzu otelde bırakacaksınız fakat bu sırt çantasını mutlaka alın. İçine önemli belgelerinizi, değerli eşyalarınızı, suyunuzu, peçetelerinizi, atıştırmalıklarınızı, fotoğraf makinenizi vb. koyacaksınız.

Öncelikle resmî belgelere değinelim. Pasaportunuz olmadan zaten ülkeden çıkamazsınız. Öncelikle pasaportunuzu yanınıza aldığınızdan emin olun. Özellikle Avrupa’da, vardığınız yerde havalimanından çıktıktan sonra pasaporta pek ihtiyacınız olmaz. Kilitli bir bavulda olmak koşuluyla pasaportunuzu otelde bırakmanız sorun olmaz. Hatta bence bırakılmalı. Yanınızda taşırsanız çantanızı çaldırma, kaybetme, ıslatma tehlikeniz var. Pasaportunuzu en emin olduğunuz yerde tutun. Pasaportunuzda kimlik ve vize bilgilerinizin olduğu sayfaların fotokopisini çektirin ve birini yanınızda birini otelde bulundurun. Kayıp durumunda işinizi kolaylaştırır.

Öğrenci kartınızı göstermek çoğu yerde indirim sağlar
Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartınız yurt dışında pek işinize yaramaz. Çünkü pasaportla görülür tüm işler. Ama yanınıza ehliyetinizi alın. Eğer öğrenci ya da basın mensubuysanız bunu belirten kartı mutlaka yanınıza alın. Çoğu müzeye indirimli, hatta ücretsiz girersiniz.

Kredi kartı kullanıyorsanız, gideceğiniz ülkede “MasterCard” mı yoksa “Visa” mı kullanıldığını öğrenin. Türkiye’de her ikisi de kullanıldığı için biz farkında değiliz ama Avrupa da dâhil bazı ülkelerde bazı kartlar kabul edilmeyebiliyor. Çipsiz kredi kartları (banka kartları) yurtdışında çoğu ülkede kullanılamıyor. İşlem masrafları, kesinti ve komisyonlardan kaçınmak için ATM’lerden para çekmekten kaçının. İyi korumak koşuluyla paranızı Türkiye’de, gideceğiniz ülkenin para birimine çevirerek yola çıkın. Bankanızı arayarak kredi kartınızı yurtdışı kullanıma açtırmayı unutmayın. Kredi kartı kullanmanız elinizdeki nakit paranın çabuk bitmesini engelleyeceği için, özellikle yüklü alışverişlerinizde kredi kartını tercih edin. Alışverişinizin tutarı o günkü döviz kuru üzerinden hesaplanarak kredi kartı ekstrenize yansır. Dövizin daha sonra düşmesi ya da artmasıyla değişikliğe uğramaz.

Eğer taşımak sizi rahatsız etmezse bir bel çantası almanız çok yararlı olur. Paranızı ve pasaportunuzu burada tutabilirsiniz. Yanınızda küçük bir not defteri ve kalem mutlaka bulundurun. Defterinize yola çıkmadan önce tüm önemli adresleri ve telefon numaralarını yazın. Otelinizin adresi ve telefonu mutlaka olmalı. Havalimanından şehre ve otelinize gitmek için kullanacağınız toplu taşıma araçlarının duraklarının adını ve otobüs/metro hatlarının kodlarını mutlaka not edin.

Bir kâğıda adınızı soyadınızı, uyruğunuzu, ev adresinizi, kendinizin ve varsa yabancı dil bilen bir yakınınızın telefon numarasını Türkiye’nin uluslararası koduyla (0090) birlikte yazın. Kan grubunuzu, varsa alerjiniz olan şeyleri ya da kronik hastalıklarınızı da eklemeyi unutmayın. Bu kâğıdı seyahat süresi boyunca cüzdanınızda taşıyın. Ne zaman başımıza ne geleceği belli olmaz. Bir kaza geçirsek belki işimize yarar.

Eğer İsviçre, Norveç gibi pahalı ülkeleri ziyaret edecekseniz ve bütçeniz kısıtlıysa restoranlarda yemek yerine sık sık süpermarketlerden tüketmeye hazır gıdalar alarak kendi kendinize yemek yemeyi seçebilirsiniz. Bu durumda katlanabilir çatal-kaşık-bıçak kitine ve açacağı, keseceği vb olan ufak bir İsviçre çakısına ihtiyaç duyabilirsiniz.  

Bunlar dışında ataç, çengelli iğne ve tel toka gibi şeyler de seyahatte çok yararlı olabilir. Ben çengelli iğneyle çamaşır astığımı bilirim. Dikiş kutusu ben hiç taşımadım ama gün oldu ihtiyaç duydum. Şortumun düğmesi koptu ve yanımda iğne iplik yoktu. Ben de çengelli iğneyle iliştirdim. Gördüğünüz gibi hiç beklenmedik şeyler, beklenmedik anlarda gerekli olabiliyor. Hepsini olmasa da içlerinden birinden birkaç adet almakta yarar var. Çamaşır yıkamayı düşünüyorsanız 3-5 mandal gerekebilir. Paket lastiği, para bandı yine gerekli olabilecek şeyler.

Kirlenen giysilerinizi koymak için ağzını kapatabileceğiniz ya da düğümleyebileceğiniz bir plastik torba alın. Sürekli aynı odada kalacaksanız kirlilerinizi belki bavul dışında tutabilirsiniz; fakat bir otelden bir otele giderken kirlilerle temizleri birarada tutarsanız, kirli giysileriniz temizlerinizi kokutur. İşte bunu yaşamamak için yanınıza birkaç poşet koymayı unutmayın. 

Karışabilecek bavullara renkli kurdeleler bağlayın
Altın kolye, bileklik, küpe gibi değerli eşyalarınızı evde bırakın. Yolculuk esnasında uyuyarak vakit kazanmak ya da dinlenmek isterseniz şişirilip indirilebilen havalı yolculuk yastıklarından edinin. Eğer uykunuz hafifse, sese ve ışığa aşırı duyarlıysanız uyku maskesi ve kulak tıkacı almayı unutmayın. Seyahatinizi önceden planlamaya çalışın, bulabilirseniz mutlaka gideceğiniz şehre özel hazırlanmış seyahat rehberlerinden satın alın. (Gerçi çoğu zaman gittiğiniz şehirde turizm ofislerinden de ücretsiz kent haritaları ve broşürlerden alabilirsiniz) Ben tam bir kitap kurdu olmama rağmen seyahatlerim sırasında tek sayfa bile okumaya vaktim olmaz. Siz “ben bulurum” derseniz çok değil, bir kitap alabilirsiniz yanınıza. Unutmayın ne kadar hafif bir bavulla gidersiniz, hareket özgürlüğünüz o ölçüde artar. Hem böylece bavulunuzda daha çok boş yer olur ve yurda dönüşte sevdiklerinize hediye getirmek için daha fazla yeriniz olur!

Son olarak bavulunuzu satın alırken seçici davranın. Ucuz bavul sizi yarı yolda bırakır. Kulpu, çekeceği, fermuarı ya da tekerleği bozulan bavullar sizi çok zor durumda bırakır. Bavula bir kez para verip, iyi bir şey almalısınız. Bavul seçimiyle ilgili önerilerimin yer aldığı yazımı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Bavulunuzun üstüne mutlaka adınızın, soyadınızın ve telefon numarası, e-posta adresi ve şehir/ ülke bilginizin bulunduğu bir künye asın. (Örn: Ali Yılmaz, +905329998877, aliyilmaz@gmail.com, Istanbul/Turkey) Bavulunuz eğer çok klasik bir modelse, yani başkalarında da kolayca bulunabilecek ya da karışabilecek nitelikteyse, kulpuna ayırt edici, dikkat çekici renkli bir kurdele bağlayın.

Bunlar bu yazıyı yazarken ilk aklıma gelenler. Sizce atladığım önemli ve buraya eklenmesi gerektiğini düşündüğünüz bir husus varsa lütfen aşağıdaki yorum bölümünden ya da iletişim sekmesi üzerinden bana bildirin. İyi yolculuklar şimdiden!