Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Kaymakçı Pando

Blogumda bugüne kadar hep gördüğüm şehirleri, ziyaret ettiğim turistik yerleri yazdım. Yeme içme mekânlarıyla ilgili yazı yazma fikri ise bir sabah Kaymakçı Pando’da keyifli bir kahvaltı yaparken aklıma düştü.

Kaymakçı Pando’nun yerini, öğrenciliğimin ilk dönemlerinde keşfettim. Gerek tek başıma, gerek arkadaşlarımla topluca pek çok kez geldim buraya. Bu defa, kardeşimi alıp gittim Pando Amca’ya.

Nerede bu Pando Kaymak?

Dışı son derece sade ve dükkânı  fark etmek güç
Pando Kaymak, Beşiktaş’ta Çarşı içinde bulunuyor. (Mumcu Bakkal Sk. No:5) Beşiktaş Meydan’dan nasıl gidileceğini kabaca tarif edeyim: Barbaros Bulvarı üzerindeyseniz, çarşıya giren ilk yola (Hasfırın Caddesi) sapın. Ziraat Bankası’na varana dek yürüyün. Yol kıvrımını takiple yine düz devam edeceksiniz. Balıkpazarını geçince dörtyolda kartal heykeline varacaksınız.  Birkaç adım ötede önünüzde bulacaksınız mavi camekânlı kaymakçıyı. Sahil tarafındaysanız, Deniz Müzesi’nin karşısındaki Alkım Kitabevi’ni bilirsiniz. Hemen yanındaki caddeyi dümdüz takip edin. Sağdan üçüncü sokakta!

Pando Kaymak’ın başka hiçbir yerde şubesi yok. Şatafatlı neon ışıklarla müşterisini çekmeye çalışan büyük markalar inat, mavi doğramalı yalın camekânıyla yıllara meydan okuyor. Camekânın brandası üzerinde “Kuruluş  1895” ibaresi var.  

Pando Amca, yani Pando Şestakof aslen Bulgar. Osmanlı dönemi İstanbul’unun çokkültürlü toplum yapısının son temsilcileriden. Dükkânı dededen kalma. Uzun yıllardır eşi ve oğluyla işletiyor burayı. Oğlunu da sayarsak 4 kuşaktır Beşiktaş’ta bu işi yapıyorlar.

Huysuz ihtiyar mı, ton ton dede mi?

Bu adam huysuz mu şimdi, siz söyleyin!
İnternetteki forumlarda, sözlüklerde “Pando amca huysuzdur, aksidir” demelerine bakmayın. Tanıdıklarına karşı çok hoşsohbettir. Ama tanımadıklarına biraz mesafeli, biraz soğuk konuştuğunu yadsıyamam. Tanımadığımız, göz aşinalığımızın olmadığı insanlara hepimiz biraz mesafeli değil miyiz zaten?

Pando Amca’nın keyfi yerindeyse, her defasında babasından ve dedesinden özlemle, övünçle söz eder. Duvarda, başköşeye astığı resimlerini gösterir. Kendi askerlik resimlerini de atlamaz. Yıllar yılı dedesinin ve babasının bu müesseseden saraya süt, yoğurt, kaymak verdiklerini anlatır. Henüz küçücük bir çocukken Dolmabahçe’ye kaymak götürdüğünde Atatürk’le karşılaştığını, Atatürk’ün başını okşadığını anlatır. Kim bilir kaç kez dinledim bu hikâyeleri onun ağzından…

Dışarıdan bakınca dökük, salaş bir yer gibi görünür Pando Amca’nın yeri. Ama müdavimleri arasında benim gibi öğrenciler de bulunur, Çarşı’da çalışan bir kasiyer de, 6-7 bin lira aylıkla çalışan müdürler, amirler de... Çünkü İstanbul’da onun kaymağının, balının, sütünün bir eşinin daha olmadığını bilirler. İçeride iki-üç masa, dışarıda bir-iki masa… Pando’nun yeri hepi topu bu kadar. Bazen insanlar kapıda kuyruk oluyor, masa boşalmasını bekliyor. Çalışan sayısı az, müşteri çok olunca yetişmeleri biraz güç oluyor. Siz boş bulduğunuz bir masaya kıvrılıyorsunuz ve çalışanlardan biri siparişinizi almak için ilk fırsatta yanınıza geliyor. Gecikme olursa homurdanmayın. Bu dükkânın raconu bu. Kim önce gelmiş, kim sonra gelmiş, kimden önce sipariş alınacak, kim ne kadar hesap ödeyecek, Pando Amca oturduğu yerden dikkatle takip ediyor ve hesaplıyor. Arada müşterilerle hasbıhal etmeyi ihmal etmiyor.  

İşte böyle sipariş vermeyi beklerken Pando Amca’nın yerini yazma fikri geldi aklıma. Ona söyleyince bu fikri güldü, alay etti benle: “Beni tanıyan tanıyor, yazsan n’olur yazmasan n’olur be çocuğum.” Biz gülüşürken, durdu ve ekledi “Zaten kapatacağım artık dükkânı, ihtiyarladım, yoruldum” dedi. Sanki aile müessesemiz kapanacakmış gibi üzüldüm duyunca. Yapma etme dedim kendimce ama işe yarar mı ki? Valla ben inanmıyorum Pando Amca’nın bunca yıllık meşgalesinden vazgeçeceğine.  Ayrılmaz o Çarşı’dan… Vitrinindeki oyuncak ineklerden... Dükkânının süt kokusundan…

Beşiktaş’ın en ünlüsü

Atatürk, Pando Amca ve babası
Konuşup gülüşürken, sipariş sırası bize geldi. Ortaya bir peynirli yumurta, bir kahvaltı tabağı, iki çay ve tabii ki bir tabak bal-kaymak aldık. Biz yerken Pando Amca anlatmaya devam etti: “Burayı yazan çoktur, gazetelere dergilere çok çıktım ben. Fotoğrafımı çekip çekip bir de imza attırıyorlar bana. Bak duvarlara, yurtdışından bile geldiler…”

Gerçekten de duvarlar Japonya’dan tutun da İsrail’e kadar bir sürü ülkeden, bir sürü dilde gazete kupürleriyle doluydu. “Ta Amerika’dan bir şeyler gönderdiler” diyor; “ben anlamam, iyi yer seçmişler burayı”… İçeri girerken daha önce orada olmayan “tripadvisor” ve “yelp” çıkartmaları benim de dikkatimi çekmişti. İnternet üzerinde, dünyanın dört bir yanından binlerce gezginin oylarıyla seçilmiş ve Amerika menşeli bu sitelerin çıkartmalarını almaya hak kazanmış Pando Kaymak.

Biz bir yandan bal kaymağımızı silip süpürürken Pando Amca da tek tek duvarlardaki çerçevelerin, yazıların hikâyelerini anlatıyor. Eliyle işaret ettiği bir resimde eşi Yoanna Hanım’ı görüyorum. İlk zamanlarda onu da sık sık dükkânda görürdüm. İyi mi diye soruyorum çekine çekine. O gün evdeymiş. Lafı açılınca eşini de anlatıyor Pando Amca. Benim Galatasaray Üniversiteli olduğumu duyunca “bizim hanım da Fransız okulu mezunu” diyor övüne övüne ve ekliyor “Biz zaten etraftaki okullara da süt yoğurt verirdik!” Bütün Beşiktaş’ın gelmiş geçmiş en ünlü, en büyük sütçüsü Pando Amca ve ailesi olmalı!

Evvelden Pando Amca ve ailesi kendi ürünlerini üretirlermiş. Çok büyük bir çiftlikleri ve bilmem kaç baştan oluşan bir sürüleri varmış. Bugün artık sütü de, kaymağı da dışarıdan alıyorlar. Hafızam beni yanıltmıyorsa Çekmeköy’de bir mandıradan geldiğini söylemişti.

Lüksten uzak bir lezzet durağı

Pando amca tezgâhı başında
İçerisi dediğim gibi çok küçük. Siparişler arkadaki 2-3 metrekarelik mutfak alanında hazırlanıyor. El yıkamak için bile bir yer yok. İçeride sürekli menemen ve sucuklu yumurta piştiği için içerisi biraz havasız. Bizim gibi Pando amcanın hoşsohbetine kapılıp içeride biraz fazla kalırsanız çıkınca buram buram yemek kokmanız işten bile değil! İçerinin dekorasyonu da mekânın küçüklüğü ölçüsünde mütevazı. Duvarlar çerçevelerle dolu. Yılların yorduğu müşteri tezgâhının bir köşesi kırılmış. Tezgâhın üstünde günlük yumurtalar, kaymak ve ballar teşhir ediliyor. Pando Amca’nın camekânındaki iki manda tasviri, tezgâhı daha da şirin kılıyor. Arka duvarda kese kâğıtları ve artık tarihî eser olan fiyat tahtası asılı.

Biz hesabı ödeyip çıkmaya hazırlanırken. Pando Amca’nın oğlu Sotir “Selamün Aleyküm” diyerek içeri girdi. Ben şaşkın gözlerle bakarken, Pando Amca da “Aleyküm Selam” diye karşılık verdi. Gülümseyerek vedalaştım Pando Amca’yla. Tam çıkacakken arkamdan seslendi: “Amerika’dan gönderdikleri yazıyı da çek!” Çektim ama hiç net çıkmamış. Kusura bakma Pando Amca!

Tripadvisor ve Yelp çıkartmaları
Gelelim fiyatlara… Pando Amca’nın dükkânında ben hiçbir şeyin fiyatını bilmem. Hiçbir yerde fiyat listesi yoktur. Zaten ürünlerin ayrı ayrı bir fiyatı var mıdır ondan bile kuşkuluyum! Bu dükkânda yemek öncesi fiyatı yalnızca yabancılar sorar. 2-3 kişi gittiyseniz ödeyeceğiniz fiyat aşağı yukarı 25-30 TL’dir. 4 kişiyseniz bazen 35, bazen 50 TL’lik bir fiyatı kafasından yuvarlayıverir Pando Amca. Yani kabaca kişibaşı 10 ilâ 15 TL’ye patlar size burası. Ama insanlar neden hayıflanır bu fiyatlara bilmem. “Lüks” yerlerde bize süsleyerek verdikleri bir tabağa çok daha fazlasını öderken hiçbirimiz gocunmuyoruz fiyatlardan nedense…

Her şeyin lüks ve gösterişten ibaret olmadığını anlamak gerek. Pando Kaymak, iki ayda bir dükkânların el değiştirdiği Beşiktaş’ta 100 yılı devirmiş bir çınar. Kapanması, tarihe karışması yakın. Hiç değilse bir kere gidin. “Pando Amca’nın kaymağını yemedim” demezsiniz.      

Pando Kaymak'ta önünüze gelecek kahvaltı bu. Beklenti düşük olsun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme