Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu

2 Eylül 2013 Pazartesi

Verona

Adige Irmağı, Ponte Pietra ve Katedral
Romeo ve Juliet'in, tarihin ölümsüz iki âşığının şehri Verona! Baştan söyleyeyim: Verona İtalya'nın en güzel kentlerinden biri. Görülmemesi büyük eksiklik olur. Gardaland'da geçirdiğimiz bir günü saymazsak Verona'da dolu dolu iki gün geçirdik. Ama bana sorsanız uzun yıllar Verona'da kalabilirdim!

Verona'ya nasıl gidilir, önce bunun yanıtını vereyim. Verona konum itibarıyla oldukça iyi bir noktada: Milano ve Venedik arasında. Venedik'e biraz daha yakın. Hızlı trene ya da bölgesel trene binmenize göre Milano ve Venedik'ten Verona'ya 1,5 ilâ 2 saatte gelebilirsiniz. Tren yolculuğu Bolonya'dan ise 50 dakika ile 1,5 saat arasında sürüyor. Şehrin 12 km dışında uluslararası uçuşların yapıldığı bir havalimanı da varmış ama Türkiye'den Verona'ya doğrudan uçuş yok. Şehrin iki garı bulunuyor: Porta Nuova ve Porta Vescovo. Şehrin merkezine yakın olanı Porta Nuova. Bölgesel trenler her ikisinde de durduğu için inerken dikkat edin. Bir karışıklık olmasın. Hızlı trenler ile bölgesel trenler arasında süre farkı genelde yarım saat oynuyor. Ama hızlı trenlerin fiyatları genelde iki kat daha pahalı. Bölgesel trenlerde bilet almadan kaçak yolculuk yapanların sayısı çok fazla. Hızlı trenlerde ise denetimler biraz daha sıkı.

Verona'nın tarihî şehir merkezi çok güzel bir noktada kurulmuş. İtalya'nın en büyük ikinci akarsuyu olan Adige Irmağı'nın (Kafkasya Adige'siyle bir ilgisi yok, bu 'Adice' diye okunuyor) geçtiği bir bölgede bulunuyor. Irmağın büyükçe bir menderes yaptığı yerde, kabaca bir üçgen içinde yer alıyor. Bu hâliyle üç yanı suyla çevrili bir kaleyi ya da Suriçi İstanbul'unu andırıyor. Şehrin kara tarafıysa yine İstanbul gibi surlarla çevrili. Bu surların büyük bölümü iyi korunarak günümüze değin ulaşmış.

Trenden indiğinizde bu şehir surlarının hemen dışında, şehre giriş kapılarından birinde buluyorsunuz kendinizi. Şehir merkezine uzaklığı 1,5 km. Yürünemeyecek bir mesafe değil ama yükünüz varsa taksi tutmayı ya da otobüse binmeyi düşünebilirsiniz. Şehirde tramvay ya da metro yok. Biz gar-şehir merkezi arasını 15 dakikadan kısa bir sürede yürüyerek aldık ve şehirde kaldığımız süre boyunca toplu taşımayı hiç kullanmadık. Verona gibi her sokağı açıkhava müzesi görünümünde olan bir şehrin tadına ancak sokaklarında yürüyerek varabilirsiniz.
Porta Nuova (Yeni Kapı)

Porta Nuova'dan (Yeni Kapı) girip karşınıza çıkan düz caddeyi izlediğinizde doğruca Bra Meydanı'na (Piazza Bra) varıyorsunuz. Burada ilk iş turizm ofisine girip ücretsiz şehir planları ve broşürlerden edinin. Basit ve kullanışlı bir harita yapmışlar. Harita üzerinde dört ayrı gezi rotası önerilmiş. A rotası, şehrin çekirdeği sayılabilecek en merkezî semti size gezdirecek. B rotası, sizi şehrin ucuna ve ırmağın öteki yakasına da geçirecek. C rotasıyla merkezden biraz uzaklaşacak ama ırmak kıyısı boyunca bir yürüyüş ve iç caddelerde bir gezinti yapacaksınız. Dördüncü ve son öneri olan D rotasıysa tümüyle ırmağın öte yakasındaki Verona'yı görmeye yönelik. Şaşırtıcı bir şekilde burası da en az Verona'nın içi kadar güzel. Tepelik olan bu semtlerden Verona'nın  nefes kesen güzellikteki manzarasını izleyebilirsiniz. Bizim kaldığımız pansiyon da bu yakadaydı.

Şehir Roma İmparatorluğu döneminden kalma sayısız esere ev sahipliği yapıyor. Rönesans dönemi izlerini taşıyan dinî yapılar ve evlerle Verona eşsiz bir dokuya sahip. Çoğu şehrin aksine Verona'da dinî yapılara da giriş ücretli. Bu nedenle şehrin önemli yapılarına ücretsiz giriş kolaylığı sağlayan VeronaCard'ı almanızı hararetle tavsiye ederim. 48 saat geçerli kartın fiyatı 15 avro. Tek tek bilet almaya kalkarsanız toplamda yaklaşık 45-50 avroluk bir miktarı gözden çıkarmanız gerekebilir. Girmek istediğiniz eserlerin kapısında görevliye kartınızı uzatıp işaretletmeniz yeterli, başka bir ücret ödemiyorsunuz.

Arena'nın dış duvarları biraz bakımsız kalmışsa da iyi korunmuş
Şehrin en görkemli yapıtı hiç kuşkusuz İ.S. 1. yüzyılda yapılmış amfitiyatro. İtalyanların Arena adını verdikleri bu elips biçimli taş yapı günümüze ulaşan en büyük 3. antik tiyatroymuş. 1117 yılında meydana gelen şedit bir depremde bazı kısımları yıkılmış ve yeniden yapılmamış. Dışarıdan biraz yıprak görünse de hâlâ etkin olarak kullanılıyor. Giriş ücreti 6 avro fakat biz Verona Card'ımızla giriyoruz. Dehliz gibi koridorlardan geçip giriş kapılarının birinden geçerek oturakların bulunduğu alana çıkıyoruz. Tarihî bir eser olmasına rağmen İtalyanlar tiyatronun içini cart kırmızı oturaklarla ve fonla donatmış. Kocaman modern bir sahne tiyatronun bir ucunu tamamen kaplamış durumda. Şehirde düzenlenen opera şenlikleri ve konserler bu yapıda gerçekleştiriliyormuş. Özellikle geleneksel opera şenliğinin yapıldığı dönemde tıklım tıklım oluyormuş. Birkaç basamak tırmanıp yüksek oturakların olduğu yere çıkınca hem tiyatroyu daha iyi görüyorsunuz hem de şehri yüksekten gözlemleme fırsatı buluyorsunuz.

Castelvecchio: Kale, köprü ve meşhur 'm' biçimli mazgallar
Amfitiyatrodan ayrılıp A rotasını takip ederek kenti keşfe koyulmaya karar verdik. A rotasının ikinci durağı Castelvecchio (Eskikale) dedikleri ortaçağdan kalma kale. Kırmızı tuğladan yapılmış yapı büyüleyici görünüyor. Verona Card ile ücret ödemeden girip kale duvarları üzerinde yürüyoruz. Surların her tarafı Verona'nın simgesi hâline gelen lâle/üçgen biçimli mazgallarla kaplı. Verona'da her yapıda bu mazgallara rastlayabilirsiniz. Burada elbette savunma amaçlı kullanılıyor ama diğer yapılarda tek amaç dekorasyon. Kale duvarları ve kaleyi şehrin karşı yakasına bağlayan tarihî Castelvecchio Köprüsü üzerinde bolca fotoğraf çekindikten sonra kalenin içinde bulunan müzeyi gezmeye karar verdik. Müze ünlü İtalyan ressam ve heykeltıraşlarının eserlerini barındırıyor. Bir yandan sanat, diğer yandan mimari ziyafeti.

Rotamızda ilerlerken gördüğümüz San Lorenzo (8. yy) ve Santi Apostoli (5. yy)  kiliseleri daha sonra göreceklerimize oranla oldukça sade iki İtalyan kilsesi. Porta Borsari Caddesi boyunca ilerlerken caddeye adını veren Borsari Kapısı'nı da görüyoruz. Bu da tam önünde fotoğraf çekinmelik. Caddenin ucu Erbe Meydanı'na bağlanıyor. Erbe Meydanı trafiğe kapalı, ortasında onlarca tezgâh kurulmuş. Bu tezgâhlarda elişi ya da seri üretim çeşit çeşit inci-boncuk ve hediyelik eşya satılıyor. Çoğu Verona'ya özgü şeyler. Mutlaka sevdiklerinize uygun bir şeyler bulacaksınız. Alışverişten fırsat bulduğunuzda meydanı çevreleyen tarihî konutlara da bir bakın. Büyüleneceksiniz. Ama durun, daha büyüleyici bir şey daha var. Kafanızı kaldırdığınızda gördüğünüz Torre dei Lamberti, Lamberti Kulesi ziyarete açık. Kuleye tırmanıp ya da kolaycılığa kaçıp asansöre binerek kulenin tepesine çıkın ve eşsiz Verona manzarasının tadını çıkarın. Meydandan çıkıp rotayı takip ettiğinizde ince bir işçilik ürünü olan Scaligere ailesinin kabirlerini göreceksiniz.

Lamberti Kulesi'nden Erbe Meydanı ve şehir manzarası
Buradan sonraki adresimiz ise meşhur Casa di Giulietta (Juliet'in Evi). Romeo ve Juliet Shakespeare'in hayal ürünü, kurgusal karakterler olsa da hikâyenin geçtiği Verona'yla öylesine özdeşleşmişler ki insanlar yakıştırmalar yapmaktan geri kalmamış. Şehirdeki bir evi eserdeki balkon sahnesinin geçtiği evle özdeşleştirmişler. Özellikle çiftlerin ve ergenlerin rağbet ettiği bu ev müze olarak tasarlanmış. Meşhur balkonu aşağıdan görebilirsiniz. Bu balkon 1936'da eklenmiş yapıya. Sırf ziyaretçi çekmek için! Evin küçük avlusu her daim ziyaretçilerle tıklım tıklım. İğne atsanız yere düşmeyecek vaziyette. Avlu duvarında artık birbiriyle iç içe geçmiş binlerce mesaj var. Adlarını yazan âşıklar, Juliet'e mesaj bırakan karasevdalılar, deliler gibi fotoğraf çekinen ergenler... Ama evin içine girebilmek için ya bilet almanız ya da Verona Card'a sahip olmanız gerekiyor. Vakit sıkıntınız varsa kart sahibi olsanız da burayı es geçebilirsiniz. Evin tek özelliği tarihî bir Verona yapısı olması. Tekrarlıyorum Romeo ve Juliet'le hiçbir somut bağlantısı yok. Sadece bir yakıştırma. İçeride daha çok hanım ziyaretçileri ilgilendirecek tarihî kadın giyitleri, bazı freskler ve mobilyalar var.

A rotası Leoni Kapısı'yla sonlanıyor. Eskiden bir şehir kapısıyken, günümüzde bir binanın yan cephesini teşkil ediyor bu tarihî kapı. Rota bitmeden önce son durak San Fermo Kilisesi. 11. yüzyıldan kalma, değişik bir mimariye sahip olan bu mabed, aşağı kilise ve yukarı kilise olarak iki kısımdan müteşekkil. Aşağı kilise romanesk, yukarı kilise Gotik biçimde dekore edilmiş. İnce bir ahşap işçiliği örneği teşkil eden tavanı görülmeye değer. Önerilen dört rotadan bağımsız olarak bir de Juliet'in mezarı var. Bu da tabii ki hiç yaşamamış olan Romeo ve Juliet'le aslında hiçbir bağlantısı olmayan yakıştırma bir kabir. Mezarın olduğu yerin yanıbaşında bir de fresk müzesi var. Fazla zengin olduğu söylenemez.

San Fermo Kilisesi
B rotası Castelvecchio'nun önünden başlıyor. 15. yüzyıldan kalma San Bernardino Kilisesi yol üstündeki yapılardan. Gotik bir yapı. Bir sonraki durak ise şehrin en görkemli mabetlerinden San Zeno Bazilikası. Katolik inancına göre her şehrin bir koruyucu azizi vardır. Verona'nın koruyucusu ise işte bu Aziz Zeno. Bazilika onu onurlandırmak için inşa edilmiş. 1117 depreminde buradaki ilk yapı yıkılınca mevcut yapı onun temelleri üzerine yeniden yapılmış. Bu mabetse Romanesk üslupta. İtalya'da bu kadar vakit geçirince kitap karıştırmamış olsanız da kendiliğinizden Romanesk/Gotik ayrımını yapabilmeye başlıyorsunuz! Yapının içindeki freskler ve San Zeno heykeli de turistlerin ilgi gösterdikleri ayrıntılardan. İçeri girişler paralı. Verona Card yine imdadımıza yetişiyor. Bazilikadan çıkınca rotanın tarifi üzerine şehir merkezine Adige Irmağı kıyısında bir gezinti yaparak dönüyoruz.

Aradaki yemek molasını da hesaba katarsak bir gün bu iki rotayı gerçekleştirerek sona eriyor. Yemek için en canlı nokta Arena'nın da içinde bulunduğu Bra Meydanı. Verona ucuz bir şehir sayılmaz. Yemekler de konaklama da biraz yüksek fiyatlarda. Her restoranın dışında açık menü bulunsa da kötü bir sürprizle karşılaşmak istemiyorsanız İtalya'nın tüm büyükşehirlerinde şubesi bulunan zincir restoran Brek'e girebilirsiniz. Çeşitli İtalyan lezzetlerinin yanısıra tatlı ve salata büfe da sunan self-servis bir işletme. Fiyatlar her yerde aynı ve diğer işletmelere oranla daha uygun gibi. İlginçtir, pizza Veronalılar arasında pek rağbet gören bir yemek değil. Verona mutfağında İtalyanların "caballo" dedikleri at etinin ise önemli bir yeri varmış. Denemek istiyordum ama mümkün olmadı. At etinin tadına bakmak konusunda dinî çekinceleri olan okuyucularım için küçük bir not düşeyim: Hıristiyanlıkta bir kısıtlama yok; İslam'da hoş görülmese de yemesi serbest; Musevilikte ise kesinlikle yasak.

Verona'da Konaklamak için yer bulmak ise ekonomik tatil arayanlar için biraz sıkıntılı. Yoğun bir sezonda gittiğimiz ve erken rezervasyon yaptırmadığımız için bütçemize göre yer bulmakta zorlandık. Bu nedenle toplu yatakhanesi ve ortak tuvaleti olan bir Katolik öğrenci yurdunda güçbelâ yer bulduk. İlk kez toplu yatakhanede kaldık ve kesinlikle önermiyorum böyle bir deneyimi. Ödediğimiz para buna rağmen yüksekti. Bu paraya bir başka şehirde bağımsız banyolu çift kişilik bir odayı kolaylıkla tutabilirdik.

Karşı yakadaki yükseltilerden Verona manzarası
Gezimizin ikinci gününe C rotasıyla değil, D rotasıyla başladık. Çünkü D rotası şehrin karşı yakasını yani bizim otelimizin -daha doğrusu koğuşumuzun- bulunduğu bölgeyi kapsıyordu. Doğaldır ki şehir merkezine oranla daha az görecek şey içeriyor ama şehrin bu yakası yükseltili olduğu için Verona'yı tepeden gözlemleme fırsatı buluyorsunuz. Geziye karşı yakanın en önemli yapısı olan kadim Roma tiyatrosuyla başlıyoruz. Arena denen büyük yumurta biçimli amfitiyatroyla karıştırmayın. Bu İ.Ö. 1. yüzyılda yapılmış, Arena'dan daha eski bir yapı. Zaman içinde toprak altında kalmış 1830'larda günyüzüne çıkartılmış. Arena'ya göre daha ufak olmasına rağmen beni Arena'dan çok daha fazla etkiledi. Sırtları taraçalandırılmış. Merdivenleri çıkarak yukarılara tırmanabilirsiniz. Bünyesinde bir de müze bulunduruyor. Arkeoloji Müzesi'nde Verona'nın geçmişten günümüze kalan eserlerini görebilirsiniz. Verona Card'la giriş ücretsiz. Müzeyi es geçmeyin derim.

Verona'nın yokuşları ve Castel di San Pietro
Önerilen rotayı izlerseniz müzenin yanıbaşındaki sokaktan başlayarak tepelere tırmanacaksınız. Burada Castel di San Pietro dedikleri eski bir kışla yapısı var. İçeri girilmiyor, ziyarete kapalı ama buradan muhteşem Verona manzarasını seyre koyulabilirsiniz. Rota üzerinde 3-4 kilise ve Afrika Müzesi bulunuyor. Verona Card bu sonuncusunda geçerli değil.

D rotası bittiğinde başladığımız yere, eski tiyatronun önüne geliyoruz. Burası aynı zamanda C rotasının başlangıç noktası. Birkaç küçük kilisenin yanısıra Verona'nın en önemli dört mabedinden ikisini bu rota sayesinde göreceğiz. İtalyanların Duomo dedikleri, şehrin katedrali bu güzergâhta. Duomo aslında bir yapılar topluluğu. Bizdeki külliyeler gibi. Ortasında revaklarla çevrili bir avlu var. Önce avluya ardından katedrale giriyoruz. Katedral de, taş üstünde taş bırakmayan 1117 depreminin yıktığı bir başka mabedin temelleri üzerine inşa edilmiş. Tavan süslemeleri görmeye değer.  Katedralden sonra ikinci önemli mabet Santa Anastasia Bazilikası. 13. yüzyılın sonlarında yapılmaya başlanmış, inşaatı çok uzun sürmüş ve süslemeleri bitmemiş. Bu nedenle özellikle dışı çok sade bir görünüm arz ediyor. Daha kapısına baktığınızda Gotik dokunun izlerini görüyorsunuz. İçeride ilgi çekici freskler var. Hele bir tanesi var ki hâlâ aklımda. Bu at poposu freskini bulup mutlaka fotoğraflayın!

Güzergâhımızı bitirdikten sonra biraz da kendi başımıza rotalara bağlı kalmaksızın özgürce gezdik. Ara sokaklara saptık. İnsanları gözlemledik. Çok ama çok fazla Türk turist var. Gece dışarı çıkmak istediysek de ertesi gün çok erken kalkıp Vicenza'ya gideceğimiz için otelimize, pardon koğuşumuza dönüp uyumayı tercih ettik.

Hülasa, Verona muhteşem bir şehir. Yalnızca İtalya içinde değerlendirmiyorum. Tüm dünyada görülmesi gereken kentler arasında yer alıyor bence. Arkadaş grubundan ziyade eşle gidip görülmesi gerek. Romantik bir dokusu var. Belki de ben baştan beri Romeo ve Juliet hikâyesinin etkisinde olduğum için böyle düşünüyorum. Ama ister yalnız olun, ister arkadaş grubuyla, isterseniz hayat arkadaşınızla; burayı mutlaka görün!!!  

Bu arada hazır Verona'ya gelmişken Avrupa'nın en büyük ve en çok ziyaret edilen eğlence parklarından Gardaland'ı gezebilirsiniz. Gardaland maceralarımı buradan okuyabilirsiniz.


Daha Büyük Görüntüle

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme