Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu

4 Temmuz 2014 Cuma

Florya

Yine İstanbul, yine bir kaçamak… Bu kez Bakırköy’ün şirin semtlerinden Florya’dayım. Daha önce yazdığım Yeşilköy gibi, Florya’ya da sık sık gelirim. Sunduğu fırsatlar ve yapılabilecek etkinlikler bakımından oldukça zengin bir yer Florya. Gerek arkadaşlarınızla, gerek ailenizle, gerekse eşinizle bir haftasonu kaçamağı için Florya’yı seçebilirsiniz.

Florya sahilleri
Florya ya da resmî adıyla Şenlikköy mahallesi, Yeşilköy’le Basınköy arasında yer alan büyük bir semt. E-5 dediğimiz karayolundan başlayıp Marmara Denizi sahiline kadar uzanan geniş bir alana yayılıyor. Havalimanının yanıbaşında ve demiryolu hattı üzerinde. Şu an onarımda olsa da, Florya’da bir tren istasyonu var. Geçmişte Florya’ya en kolay ulaşım banliyö trenleriyle sağlanırdı. Demiryolu açıldığında yine öyle olacak.

Ulaşım

Gelelim, bugün Florya’ya nasıl gidebileceğimize… Seferlerine ara veren banliyö hattının yerine koyulan İETT’nin BN1, BN2 ve BN3 kodlu hatları size sahilyolundan kolayca Florya’ya getiriyor. Bir de Florya’nın kendi otobüs hatları var: 73T (Bakırköy, Şirinevler, Florya) 73Y (Yenibosna, Ataköy, Yeşilköy, Florya) ve 73F (Taksim, Topkapı, Florya) ama özellikle Taksim otobüsleri çok seyrek kalkıyor. BN hatları dışında otobüslere pek güvenmemek gerek.

Bir de malum, metrobüsün bir “Florya-Bağlar” durağı var. Burası Florya sahile, yani Florya’nın canlı yerlerine oldukça uzak. Yaklaşık 2 kilometre kadar. Bir seçenek, metrobüsün Florya durağında inip buradan minibüslere binmek. Ayrıca Taksim’den sarı dolmuşlar kalkıyor Florya’ya. Sanırım ücreti 5,90 TL’ydi.

İBB Florya Sosyal Tesisleri

İBB Florya Sosyal Tesisleri girişi
Florya’ya ulaşmak, günün en meşakkatli işi oluyor. Fakat bir kez vardınız mı, Florya’dan ayrılmak bile istemiyor insan… Yapacak öylesine çok şey, gidecek öylesine fazla mekân var ki… Ben bu yazıyı yazmak ve fotoğraf çekmek için kardeşimle erkenden düştüm yollara. Günümüz de boş olduğu için, vakit sıkıntısı çekmeden oradan oraya attık kendimizi. Siz eğer örnek bir günlük plan arıyorsanız, bizimki biraz fazla gelebilir. Siz kafanıza göre, bizim yaptıklarımız içinden istediğinizi ekleyin, istediğinizi çıkartın. İşte bizim Florya’daki günümüz böyleydi efendim:

İBB tesisleri iç mekân
BN1 kodlu otobüs bizi iç caddede (Kırserdar Caddesi) bıraktı. Trenyolunun üst tarafı gidiş, alt tarafı geliş yönü olarak kullanılıyor. Otobüse inip binerken buna dikkat etmelisiniz. İnmek için Yeşilköy Pazarı durağından sonra düğmeye basın. 

İnince yolun karşısına geçip, demiryolu altgeçidinden yürüyerek alt tarafa (Yeşilköy-Halkalı Caddesi) geldik. Uzaktan deniz bize göz kırptı hemen. Sola, yani Yeşilköy tarafında doğru yürüdük çünkü burada İstanbul Büyükşehir Belediyesi Tesisleri var. Kahvaltımızı burada yapacağız.

İBB Florya Tesislerinin birkaç yapısı birden var. Biri restoran diğerleri ise self-servis kafeterya. Biz restoran bölümünü tercih ediyoruz. Müthiş bir manzarası var. İç tasarımında sade bir şıklık göze çarpıyor. İçerisi tıklım tıklım, neredeyse boş yer yok. 3-4 kişilik grupların yer bulması kolay ama kalabalık gelen gruplar bir arada oturabilmek için dışarıdaki oturma salonunda masa boşalmasını bekliyorlar. Diğer tüm belediye tesislerinde olduğu gibi burada da yer ayırtma olanağı yok. Önce gelen kapar. Bence çok adil!

Öğlene kadar kahvaltı, öğleden itibarense yemek servisi var restoranda. Belediye tesislerinde fiyatlar çok uygun, hizmet kusursuz. Serpme kahvaltı tabağı aldığınızda sınırsız çay var. Masanıza sucuklu yumurta, menemen, patates kızartması gibi ekstra lezzetler de söyleyin mutlaka. Aslında o manzaranın tadını uzun uzadıya çıkararak çayınızı yudumlamak ve kahvaltı yapmak gerek ama biz günümüzün ölmemesi için yemeğimizi biraz aceleyle yiyip kalkıyoruz.

Tesisler yemyeşil bir koru içinde. Gelirken sahilden yürüdüğümüz için dönüşte koru içinden geçerek d
önüyoruz. Tesislerin yanıbaşında belediyeye ait olan çiçek satış noktası var. Burada belediyenin ürettiği fidanlardan, bahçe veya ev bitkilerinden satın alabiliyorsunuz. Fiyatlar çok uygun, hem de yaptığınız her alışverişle belediye bütçesine katkıda bulunuyorsunuz. Ben her geldiğimde mutlaka bir saksı çiçek alırım buradan balkonumuz için. Ama bugün elimize yük etmek istemiyorum hiçbir şeyi. Gün çok uzun olacak!

Korunun içinde çok sayıda çocuk oyun alanı var. Saat henüz öğleye bile varmamış olmasına karşın aileler çimlerin üstüne yaygılar yaymış, parklar çocuklarla dolu. Biraz ilerleyince korunun sahile yakın bir yerinde küçük lunaparkı görüyorsunuz. Genelde küçük çocuklara hitap eden basit oyuncaklar var. Sabah saatlerinde olduğumuz için kapalıydı. Bilet fiyatları ne kadardır, bir fikrim yok maalesef. Korunun içinde ayrıca yarı açık bir düğün salonu var. Kır düğünü düşleyenler için ideal bir mekân olabilir. Biz önünden geçerken içeride hummalı bir hazırlık vardı. O gün orada kim evlendiyse Allah mesut etsin :)   

Belediye tesislerinin içindeki bir diğer ilgi çekici adres de, koru içindeki minik hayvanat bahçesiydi. Birkaç keçi ve kümes hayvanının sergilendiği bu ufak kafesler çocukların doğayı ve şehir yaşamında asla yakından göremeyecekleri canlıları tanımaları için güzel bir fırsat. Minik hayvanat bahçesinin özellikle keçileri çok şirindi. Onlarla bolca fotoğraf çekindikten sonra yolumuza devam ettik.

Tesislerden çıkmadan evvel, Florya sahilindeki yürüyüş alanlarının güzelliğinden, paten, kaykay ve bisiklet yolları olduğundan, hatta bisiklet kiralama noktaları bulunduğundan söz etmemek olmaz. Eviniz yakınsa buraya spor yapmaya bile gelebilirsiniz. Belediyenin koyduğu spor aletleri hiç boş kalmıyordu doğrusu!

İstanbul Akvaryum ve Aqua Florya

Tesislerin anakapısından çıkıp az bir şey yürüyünce Florya’nın belki de en güzel mekânını görüyorsunuz: İstanbul Akvaryum! Yapımı yılan hikâyesine dönen bu akvaryum kapıları 2011’de açmıştı. Bayrampaşa’daki TurkuaZoo’yu görmüş ama bir türlü Florya’daki İstanbul Akvaryum’a gelememiştim. Sonunda bir fırsat, bir boş zaman buldum ve kardeşimle birlikte kendimi buraya attım!

İstanbul Akvaryum
İstanbul Akvaryum’a gerçekleştirdiğim geziyi şu sayfada ayrıca anlattığım için burada anlatmıyorum ama muhteşem bir yer olduğunu söylemeliyim. Akvaryumu Karadeniz, Marmara, Kızıldeniz, Atlas Okyanusu vb gibi bölümlere ayırmışlar. Her bir tankta bir başka sualtı coğrafyasını canlandırmışlar. Eleştirdiğim bazı konular olsa da akvaryumda geçirdiğim 5 saatte çok eğlendim. İstanbul’da mutlaka gidilip, görülmesi gereken mekânlardan biri.  

İstanbul Akvaryum bir alışveriş merkezi bünyesinde bulunuyor aslında. Akvaryumdan alışveriş merkezinin içine doğrudan geçiş var. Aqua Florya adındaki bu alışveriş merkezi, benim İstanbul’daki favorilerim arasında. Çok aydınlık, çok ferah bir tasarımı var. İçinde lüks markaların da mağazalarını barındırıyor. Ulaşım güçlüğü olduğundan mıdır nedir, bilinmez, diğer alışveriş merkezleri gibi tıklım tıklım değil. Çok nezih bir ortamda olduğunuzu hissediyorsunuz. Aqua Florya İstanbullular arasında müthiş manzaralı terasıyla tanınıyor. Yemek katında istediğiniz herhangi bir restorandan yemeğinizi alıp tepsinizle bu balkonlara çıkabilirsiniz. Marmara Denizi’ne bakan bu açık balkonlarda yemek yemek insanın iştahını daha da açıyor. Ama gelin görün ki biz o gün orada değil, caddeye bakan İskendercide yemek yedik. Kahvemizi içmek için terasa çıkabilirdik ama bunun için bir başka adrese gidecektik. Nereye mi? Okumaya devam edin!

Ben ve küçük dostum
Aqua Florya AVM’nin yemek katı manzara açısından eşsiz bir yer olsa da, yemek ve restoran çeşitliliği bakımından sınıfta kalıyor. Birkaç tanınmış fast-food restoranı yanında birkaç kebapçı göze çarpıyor hepsi bu. Aşağı katlarda kafe tarzı mekânlar var. Buralarda da aynı manzaraya karşı vakit geçirebilirsiniz.

Alt katlar demişken, Aqua Florya’nın içindeki pazaryerine değinmemek olmaz. Eski pazar kültürünün yaşatılmaya çalışıldığı bir konsept yaratmışlar. Organik ürünler ve elişi nesnelerin satıldığı stantlar var. Bir balıkçı, manav, fırın ve eczane de bulunuyor. Ufak bir kasaba çarşısı havasında yani. Bir de İstanbul’un en lüks semtlerinde şubesi bulunan ünlü Macro Center süpermarketlerinin bir şubesi var burada.

Aqua Florya’dan çıkınca demiryolu altgeçidinden geçerek otobüsten indiğimiz yere geri geliyoruz. Buradan yaklaşık 15 dakikalık bir yürüyüşle FlyInn alışveriş merkezine gideceğiz. Normalde Aqua Florya’dan çıkıp FlyInn AVM’ye gitmek akıl kârı bir iş değil! Hem buranın büyüklüğü ve canlılığı Aqua Florya’yla karşılaştırılamaz; hem de mesafe çok fazla ve yol biraz karışık. Ben, siz sevgili okurlarıma daha fazla yer anlatabilmek ülküsüyle yanıp tutuştuğum için gözümü karartıp yola revan oldum!

FlyInn AVM

Peki FlyInn AVM’yi bu denli özel kılan, bana bunca yolu teptiren şey neydi? FlyInn AVM, Atatürk Havalimanı’nın yanıbaşında, uçakların iniş ve kalkış pistlerine bakan çok özel bir konuma yer alıyor. Bu küçük AVM’nin mağaza çeşitliliği sınırlı. Hayalindeki giysileri bulmak için, eminim kimse buraya özellikle gelmiyordur. Gözlemlerime göre buranın müdavimleri mutfak alışverişlerini ve günlük giyim eşyalarını almak için gelen Florya halkı. AVM bünyesinde birkaç kafe ve sinema da var. Ama benim gibi dışarıdan gelenler için en ilgi çekici bölümü, hiç kuşkusuz terası.

Terasın yarısı genel kullanım; diğer yarısıysa Lavazza Café için ayrılmış. Lavazza Café’nin tarafına geçip otutursanız, hemen menüyü suratınızın önüne dayıyorlar. Önceden terasın tamamı açıktı. İsteyen istediği yere oturuyordu. Biz zaten bir şeyler içmek için gelmiştik. Soğuk bir şeyler alıp başladık inip kalkan uçakları seyretmeye. Atatürk Havalimanı’nın nasıl işlek ve yoğun bir merkez olduğunu burada çok iyi anlıyorsunuz. Her ülkeden çeşitli havayolu şirketlerine ait onlarca uçak sıraya girmiş, kalkış için bekliyorlar. Yaklaşık 2 dakikada bir uçak kalkıyor. Uçakların piste girişi, hızlanışı, tekerleklerinin yerden kalkışı gerçekten izlemeye değer. Havalanan her uçak çocuk gibi heyecanlandırıyor insanı. Hele ki dev Boeing’ler kalktığında heyecan ikiye katlanıyor. FlyInn AVM’nin terası havacılık fotoğrafıyla ilgilenenler için de eşi bulunmaz bir mekân. Ne zaman gitsem makinelerine dev mercekler takmış fotoğrafçılar görürüm FlyInn’de.

Florya Atatürk Ormanı

Atatürk Ormanı'nın çimlerinde...
FlyInn’den çıktığımızda güneş iyice alçalmış olsa da hava hâlâ aydınlıktı. Yorulmuş olsak da eve gidesimiz yoktu. Cesurca bir karar alıp Florya Atatürk Ormanı’na gitmeye karar verdik. Biz Florya’nın en doğusunda, orman ise en batısında. Bütün Florya’yı baştan başa yürüyerek kat etmek zorundayız. Bunun için Florya’nın ünlü Harman Sokağı’nı izlemek yeterli. Bu sokak Florya’yı doğu sınırından, batı sınırına kadar hiç kesilmeksizin aşıyor. Florya’nın bir diğer ünlü sokağı da Orman Sokağı. Bu da Florya’yı kuzeyden güneye hiç kesintiye uğramadan aşıyor. Harman’la Orman sokakları Florya’nın ana aksları gibi. Yolumuz üzerinde Galatasaray Spor Kulubü’nün ünlü Metin Oktay tesislerini de görüyorsunuz. Ben Florya’ya ne zaman gelsem bir Galatasaray maçı olur ve bu tesisin kapıları önünde toplanan holiganlar o sessiz sakin semtin altını üstüne getirir. Tezahüratlar, sloganlar, bağrışmalar… Alkol alıp taşkınlık çıkaranlar… O temiz semtin sokakları her maç zamanı bira kutuları, içki şişeleri, konfeti ve meşale atıklarıyla dolar. Bu kötü talih bu defalık yakamı bıraktı. Bu kez Metin Oktay’ın önü sessiz sakindi…

FlyInn’den Atatürk Ormanı’na giden  Harman Sokağı’na eve gelince haritadan baktım, neredeyse 1,5 kilometrelik bir mesafeymiş. Üşenmeden nasıl da yürümüşüz! Ama bence değdi. Ayakkabıları çorapları bir kenara atıp öylece uzandım çimlerin üstüne. Derler ki şehir yaşamında ister istemez aşırı miktarda elektrikle yüklenirmiş bedenimiz. Bu nedenle sık sık yalın ayakla toprağa basmak; yani topraklama yapmak gerekirmiş. Bol bol topraklama yaptık; hava kararmaya başlayana dek çimlerin üstüne yattık, yuvarlandık, resimler çekindik kardeşimle. Piknikçilerin hiç gidecek gibi bir havaları yoktu ama biz toplutaşıma araçları biter korkusuyla yavaş yavaş kalktık ve çıktık.

Florya kaçamağımız son zamanlardaki en eğlenceli şehiriçi etkinliklerimizden oldu. Çılgınlar gibi eğlendik ve bir o kadar da yorulduk. Günler 24 değil de, 30 saat falan olsaydı, Florya’da daha fazla vakit geçirebilirdik. Çünkü Florya’da yapacak şeyler bunlarla sınırlı değil.

Florya Atatürk Deniz Köşkü

Florya Atatürk Deniz Köşkü ve Florya plajları
Bu gezimizde yer verememiş olsak da Florya’nın çok ilgi çekici bir mekânı daha var: Florya Atatürk Deniz Köşkü. Daha önce çok kereler gitmiş olduğum bu şirin yapıyla ilgili olarak şu sayfada ayrıca bir yazı yazdım. İstanbul Belediyesi’nin Atatürk için yaptırıp ona armağan ettiği bu yazlık köşkle ilgili söylenecek çok şey var. Florya’nın mutlaka görülmesi gereken yerlerinden.

Bir de Florya’nın plajları var tabii… Artık eski ışıltısını yitirmiş olsa da, eski görkemini babaannemden sıkça dinledim Florya plajlarının. Ben Florya’da hiç yüzmedim ama kum plajlar yazları hâlâ tıklım tıklım.  Öncelikle tren istasyonunun karşısındaki İBB tesisleri ile Güneş Plajı… Ve Menekşe… Menekşe de bir semt olarak başlıbaşına bir yazı konusu olabilir aslında. Ama Menekşe plajlarının da eski ışıltısını yitirdiğini, kirlenen Küçükçekmece Gölü’nün suları yüzünden yazın sıcak günlerinde pis kokuların çöktüğünü gidenler söylüyorlar. Elçiye zeval olmaz. Benden söylemesi!

Ne yenir?

Florya'nın bir özelliği daha var ki bu özelliğiyle damaklara, midelere hitap ediyor. Florya, İstanbul'un en iyi kebapçılarına ve et restoranlarına evsahipliği yapıyor. Fiyatların biraz yüksek, bazen de uçuk olduğu bu restoranlarda yemek için İstanbul'un dört bir yanından insanlar geliyor. Beyti Kebap, Uludağ Kebap, Ziya Şark Sofrası, Hatay Sofrası Florya'nın en meşhurları arasında yerini alıyor. Beyti'ye bir kerecik de olsa gidebildim. Reklam yapmak gibi olmasın ama, daha yemek öncesi verilen ikramlarla karnım doymuştu... O kadar lezzetliydi ki her şey... Beyti içlerinde en köklüsü, en lüksü zaten. Sahibi Beyti Bey bizzat kendisi masalar arasında dolaşıp, yemekleri beğenip beğenmediğinizi soruyor; sizinle hasbıhal ediyor. Duvarlar cemekânlar antika eşya ve mekâna gelen ünlülerin fotoğraflarıyla dolu. Uludağ'a da gitmişliğim var ama; Florya'nın gediklisi Beyti'nin yanında buralar çok daha sade kalıyor...     

Uzun lafın kısası, Florya, İstanbul'da adı az duyulan ama içinde binbir hazine barındıran sürprizlerle dolu bir semt. Bir haftasonu canınız sıkılırsa, ne yapsam nereye gitsem diyorsanız Florya aklınızın bir köşesinde bulunsun. Pişman olmayacaksınız!

Okuyucuya not: Komşu semt Yeşilköy'e gerçekleştirdiğim yazıyı okumak için buraya tıklayabilirsiniz!

4 yorum: