Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu

7 Eylül 2013 Cumartesi

Padova

Padova'dayız. Burası Veneto bölgesinde, Milano'yla Venedik'i birbirine bağlayan kara ve demiryollarının güzergâhı üzerinde yer alan 215 bin nüfuslu bir şehir. Dünyaca ünlü bir üniversitesi var. Üniversitenin İngilizce adı University of Padua olduğu için şehre Türkçede Padova yerine Padua diyenler var.

Padova, Verona ve Venedik kadar olmasa da çok sayıda tarihî esere evsahipliği yapıyor. Öncelikle Padova'ya nasıl gidilir onu belirteyim. Padova'nın havalimanı yok. En yakın havalimanı Venedik'in Marco Polo'su. 55 km uzaklıkta. Venedik'e, Bolonya'ya ya da Verona'ya giderseniz Padova'ya demiryolunu kullanarak rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Trenle Venedik'e 30 dk, Verona ve Bolonya'ya ise 1 buçuk saat uzaklıkta.

Biz bir önceki durağımız olan Vicenza'dan bölgesel trenle 25 dakikada geldik. 3,5 avro gibi uygun bir fiyata bilet aldık ama siz yüksek hızlı tren kullanarak 15 dakikada da gelebilirsiniz. Tabii biletler daha pahalı. Gar ile şehir merkezi arası çok uzak değil ama yürümek istemezseniz garın hemen önünde bir tramvay durağı var. Kentin tek tramvay hattı. Kuzey-güney doğrultusunda. Şehir merkezine gitmek için Capolinea Sud yönüne giden tramvaylara binmeniz gerekiyor. Eğer şehri hakkını vererek gezmek istiyorsanız PadovaCard almanızı öneririm. Bu kartla bir yetişkin ve 14 yaş altı bir çocuk şehrin en önemli 10 yapısına 1 kez ücretsiz giriş hakkı satın almış oluyor. Kartın ücreti 2013 yılı itibarıyla 16 avro.

Scrovegni Şapeli'nin içinden bir görünüm
Tramvaya binerseniz hemen bir sonraki durak olan Eremitani'de inip eski bir manastır ve inziva yeri (hermitage) olan ve günümüzde arkeoloji müzesi olarak kullanılan binayı ve  Scrovegni Şapeli'ni görebilirsiniz. PadovaCard ile giriş her biri için ücretsiz. Manastır'ın  Giardini dell'Arena (Arena Bahçesi) dedikleri çok büyük bir bahçesi var. Arkeoloji müzesinde tarihöncesi dönemlerden ortaçağa, hatta günümüze kadar uzanan geniş bir yelpazede tarihî nesneler sergileniyor. Bahçeye Arena Bahçesi denmesinin nedeni bahçenin eskiden arena olarak kullanılan yapının yerinde kurulmuş olması. Çevrede arenanın kalıntılarını görebilirsiniz. Gelelim Scrovegni Şapeli'ne... Bence şehrin en ilgi çekici yapısı bu. İçeri giriş oldukça meşakkatli. Önceden rezervasyon yaptırmadıysanız çoook uzun süre giriş için kuyrukta beklemeniz gerekiyor. Size tavsiyem sitesine girip PadovaCard satın almanız ve ziyaret etmeyi düşündüğünüz gün için önceden rezervasyon yaptırmanız. Aynı gün için rezervasyon yapılamıyor. En az 24 saat sonrası için rezervasyon yapabiliyorsunuz. Seçtiğiniz saatten 5-10 dakika önce girişte olmanız gerekiyor. Kartınızı gösterip içeri girdiğinizde hemen şapeli ve eşsiz fresklerini göreceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Önce sırt çantalarınızı, kameralarınızı varsa yiyecek ve içeceklerinizi bırakmanız ve ısısı sabitlenmiş bir odada 5 dakika beklemeniz gerekiyor. Vücut ısınızın içerideki fresklere zarar vermemesi için bu klimalı odada vakit geçirirken şapelle ilgili kısa bir video izleyeceksiniz. İçeri aynı anda en fazla 25 kişi alınıyor. Geç kalırsanız, bilet yanar. Rezervasyon yaptıktan sonra giriş saatini değiştirmek mümkün değil. Yeniden para ödeyip bilet almanız gerekiyor. Bu kadar kural ve formalite bana fazla gelse de, içerideki fresklerin sanat tarihi açısından önemine bakılırsa az bileymiş. Freskler harika, ona söylenecek bir söz yok. Arena Bahçesi'nden çıktığınızda yolun karşı yakasında bir başka müze olan Palazzo Zuckermann var.

Şehirlerin önemli yapılarından biri kuşkusuz katedrallerdir. Ama Padova'da öyle değil. Sant'Antonio Bazilikası'na kıyasla oldukça sönük burası. Ponti Romani durağında inerek kısa bir yürüyüşün ardından katedrale varabilirsiniz.  Katedralin önünde Piazza Duomo dedikleri Katedral Meydanı var. Katedralin meydana bakan cephesi son derece yalın ve süssüz. Ama iç süslemelerinin bir kısmında Michelangelo imzası var. Öğlenleri kapalı oluyormuş. Katedrale giriş ücretsiz, yanındaki vaftizhaneye ise ücretli (PadovaCard ile ücretsiz) İçeride 14. yüzyıldan kalma çok değerli freskler var.

Palazzo della Ragione
Katedralin hemen yakınında Palazzo della Ragione var. Tramvay durağından inip Katedral'e yürürken büyük olasılıkla önünden geçeceksiniz. Zemin katlarında dükkânlar, içinde ise fresklerle süslü büyük bir sergi salonu bulunuyor. PadovaCard ile ücretsiz girilen yapılardan.  Eskiden mahkeme binası olarak kullanılıyormuş. Önü tam bir pazaryeri gibi. Balıkçılar, kasaplar, manavlar, peynirciler...

Sant'Antonio Bazilikası
Tekrar tramvaya dönüp biraz daha aşağılara gidiyoruz. Santo durağı. Burada Sant'Antonio Bazilikası var. Şehrin Katedralinden daha büyük. Aziz Antonio'nun ölümünden hemen sonra yapılmaya başlanmış. Hıristiyanlar için şehirdeki en önemli yapı bu çünkü bazilikanın içinde Aziz Antonio'nun kabri ve bazı özel eşyaları sergileniyor. Buraya gelen Hıristiyanlar -İslam'daki Hac konseptine pek benzemese de- hacı olmuş sayılıyor. İçeri giriş ücretsiz. Aman dikkat. Biz gittiğimizde içeride bir ayin vardı ve inanılmaz kalabalıktı. Bazilikanın özellikle bir bölümünde dindarların önüne geçip el-yüz sürdüğü, gözyaşı döktüğü bir bölüm vardı. Meğerse bunlar işte bu Aziz Antonio'nun eşyalarıymış. Önünde büyükçe bir meydan var ama bazilikanın süslü ön cephesi biz gittiğimizde restrorasyondaydı.

Prato della Valle
Bazilikaya yürüme mesafesinde dünyanın en eski botanik bahçesini görebilirsiniz. Elimdeki rehberin söylediğine göre İtalya'nın en eski ikinci üniversitesi olan Padova Üniversitesi'nin tıp fakültesi tarafından ilaç üretiminde istifade edilen değişik ot ve bitkilerin yetiştirildiği bir bahçe olarak 1545 yılında oluşturulmaya başlanmış. İçinde dünyanın dört bir yanından bitkiler var. Çok büyük değil ama görülmeye değer. Hazır buraya kadar gelmişken Avrupa'nın en büyük meydanı Prato della Valle'yi görün. Çevresi her daim canlı. Özellikle şehrin gençleri günün her saati burayı dolduruyor. Çimlerde sere serpe uzanan insanlar, oynayan çocuklar insanın içini açıyor.

Bu arada Padova aslında surlarla korunan bir şehirmiş. Bölüm bölüm günümüze ulaşmış. Surların görünümü kabaca bir üçgen teşkil ediyor. Şehir merkezi üçgenin tam ortasında. Merkezden çok uzaklaşmadığımız için surları hiç görmedik. İlginiz varsa biraz açılıp görebilirsiniz. Şehrin bazı caddeleri yayalaştırılmış ve ünlü markaların mağazalarına evsahipliği yapıyor. Caddelerde gezmek bir şey almasanız da çok zevkli. Şehrin içinden akarsu da geçiyor. Bacchiglione Irmağı, üzerindeki köprüler ve kıyılarındaki yeşil alanlar görmeye değer manzaralar sunuyor.

Kuşkusuz Padova'da daha görülecek çok şey var ama vakit geç olmadan trenimize binip Venedik'e yol almalıyız. Padova'ya günübirlik gitsek de az şey görmedim. Ama gezimin üzerinden epeyce uzun vakit geçtiği için bazı şeyleri hatırlayamıyorum. Aradan geçen 3-4 ay bazı ayrıntıları silmiş. Bundan sonra yazmak için bu kadar ara vermeyeceğim :)

Padova ulaşılması kolay ve gezmesi zevkli bir şehir. Ama bir Milano, bir Venedik, bir Verona değil. Zaman sıkıntısınız varsa görmeseniz de olabilir.

3 yorum:

  1. Geçtiğimiz günlerde Padova'daydık yazılarınız çok yararlı oldu..Elinize sağlık teşekkürler

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Birilerinin işine yaradığını görmek çok güzel :)

      Sil
  2. merhaba yılbasında padova da olacağım..padovadan venedik san marco meydanına nasıl giderim..bilginizi paylasırsanız sevinirim

    YanıtlayınSil