Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu

5 Eylül 2013 Perşembe

Vicenza

Castello Meydanı'ndan kule ve şehir kapısı
Vicenza, İtalya'nın kuzeydoğusunda küçük bir şehir. Nüfusu 115 bin dolaylarında. Bu yazımda Vicenza'ya nasıl gidilir, Vicenza'da ne yapılır onu anlatacağım. Vicenza'nın adı İtalyancada (Viçentza) biçiminde teleffuz ediliyor. Milano ve Venedik'i birbirine bağlayan kara ve demiryollarının güzergâhı üzerinde kaldığı için ulaşımı son derece kolay. Trenle Verona'ya 1 saat, Padova'ya 25 dakika, Venedik'e 1 saat 15 dakika uzaklıkta. Biz de Vicenza'ya Verona üzerinden trenle geldik.

Süssüz bir istasyonda trenimizden indik. Çıktığımızda bizi genişçe bir açık alan karşıladı. Burası Campo Marzo dedikleri (Fransa'daki Champs de Mars Parkı ile adaş) büyük bir çayır, yeşil alan. Güzel havalarda genç yaşlı birçok İtalyan bu çayırda sere serpe uzanıp güneşleniyor ve vakit geçiriyor. Gardan çıktığımızda şehir merkezine gitmek için izlememiz gereken yol Viale Roma, yani Roma Caddesi. Bizde nasıl her Anadolu şehrinde bir İstanbul Caddesi varsa, neredeyse her İtalyan şehrinde de bir Roma Caddesi var!

Roma Caddesi'nin bitiminde Gasperi Meydanı'na varıyoruz. Meydanın hemen sağında şehre girilen kapı var. Buraya Porta Castello (Kale Kapısı) deniyor. Zira yanıbaşında bir kalenin kalıntısı olan gözlem kulesi var. Bu kırmızı tuğladan yapılma, dörtgen planlı, yüksek ve kalın bir kule. Kuleye çıkmak mümkün mü bilemiyorum. Kapıdan girince birkaç adım atıyoruz ve bir başka meydanda buluyoruz kendimizi: Piazza del Castello'da (Kale Meydanı). Şehrin ana alışveriş caddesi buraya bağlanıyor. Bir nevi çarşı. Bu caddenin adıysa Corso Palladio. Corso adını anacaddeler için kullanıyorlar. Bu cadde üzerinde yer alan çok sayıda mağazada, lüks İtalyan ve dünya markalarını bulabilirsiniz. Cadde ve bu caddeye bağlanan sokaklar büyük ölçüde trafiğe kapalı. Ama arada sırada araç görmek mümkün. Anacadde dediysem aklınıza geniş bir yol, iki tarafı ağaçlı bir yer gelmesin. Bu cadde aslında daracık. Başları biraz tenha olsa da ilerledikçe canlanıyor. Baştan sona uzunluğu 700 metre. Castello Meydanı'nda başlayan bu çarşı caddemiz yine bir meydanda, Matteotti Meydanı'nda sona eriyor. Bu meydana geldiğinizde mutlaka turizm ofisine uğrayın ve şehrin ücretsiz haritalarından ve ilginizi çeken broşürlerden alın. Meydana gelirken yol üstünde onlarca güzel yapı var. İtalyanların mecazi anlamda Palazzo (Saray) dedikleri bu yapılar bir saray kadar olamasalar da saray yavrusu olacak derecede hoşlar gerçekten de!

Teatro Olimpico'nun ünlü sahnesi
Caddenin bağlandığı meydana dönecek olursak, burada şehrin en ilgi çekici yapılarından Teatro Olimpico var. Bu tiyatronun dünyanın en eski kapalı tiyatrosu ve günümüze kalan 3 Rönesans dönemi tiyatrosundan biri olduğu söyleniyor. Onu ünlü kılan bir başka özelliği ise üç boyutlu sahne tasarısı. Bir göz yanılması yaratarak fonda şehrin sokakları bir meydana (bu meydan sahne oluyor) bağlanıyormuş izlenimi veriliyor. Süslemeler inanılmaz güzellikte. Oturma yerleri ise bir o kadar mütevazi.

Tiyatroya giriş ücretli fakat biz Vicenza Card alıp tiyatro ve diğer müzelere teker teker bilet almaktan kurtulduk. Tam 8,5 indirimli 6,5 avro. Tiyatrodan çıkınca meydanın öbür ucundaki Pinacoteca Civica di Palazzo Chiericati adı verilen bir resim müzesi var. Bu müzeden aklımda kalan şey, çok sıcak davranan müze görevlileri. Bize duvarların yanısıra tavanları da izlememizi tavsiye ettiler. Gerçekten nefis tavan bezemeleri vardı.

Haritamıza bakıp bize en yakın eseri arıyoruz. Santa Corona Kilisesi, Gallerie di Leoni Montanari ve Doğal Tarih Müzesi gözümüze çarpıyor. Kilise kapalıydı fakat müzeye ve resim galerisine kartımızla ücretsiz giriyoruz. Eğer kilise açıksa siz mutlaka görmeye çalışın. Hıristiyanların Hazreti İsa'nın başına geçirildiğine inandığı dikenli tacın bazı parçalarının burada saklandığına inanılıyor.

Palladio Bazilikası ve Signori Meydanı
Şehrin anacaddesine de adını veren ve şehirdeki pek çok yapıda imzası bulunan Andrea Palladio'nun eseri olan Palazzo Barbaran'ı da gördükten sonra ara sokakları adımlayarak şehrin ana meydanı olan Piazza dei Signori'ye varıyoruz. Meydanın en görkemli ve en önemli yapısı Basilica Palladiano (Palladio Bazilikası). Bazilika mimari özellikleriyle dikkat çekiyor. Özellikle beyaz mermerden yapılma locaları daha sonra pek çok mimari esere esin kaynağı olmuş. Ücretsiz çıkılıp gezilebiliyor.

Şehir küçük, Vicenza'da görülecek şeyler bitmek üzere. Katedrali görmeyi sona bırakmıştık. Yine dar, şık ve tarih kokan sokaklardan geçerek Piazza Duomo'ya (Katedral Meydanı) gidiyoruz. Şehrin katedrali kırmızı tuğladan yapılma, turkuvaz kubbeli sade bir yapı. İçeriyi gezdikten sonra meydanın karşısındaki Piskoposluk Müzesine (Museo Diocesano) giriyoruz ve bu Vicenza gezimizin son durağı oluyor. Geldiğimiz yoldan gara dönerek Padova trenini beklemeye koyuluyoruz.

Verona'dan Venedik'e giderken yolumuzun üstündeki iki şehri Vicenza ve Padova'yı da görmeye karar vermiştik. Vicenza bir günde gezilebilecek bir şehir. Biraz acele ederseniz birkaç saatte bitebilir. Kesinlikle çok şirin bir şehir ama İtalya'da mutlaka görülmesi gereken türden değil. Vakit sıkıntınız varsa es geçebilirsiniz.

Monte Berico'da şehrin genel görünümü


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme