Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu

25 Mayıs 2017 Perşembe

Almatı

Kazakistan'ın eski başkenti, elmalar şehri Almatı'yı iki kez ziyaret etme şansım oldu. Bu nedenle bu yazı, tek bir ziyaretin değil, iki, ziyaretin birleşik gezi yazısıdır. Biri kış, öbürü yaz! Hangisi hoşunuza giderse o zaman gidin. Kazakistan'ın en büyük kentinde görülecek bir yer; yapacak bir şey her zaman var!

Almatı'yı siz de çok seveceksiniz bence!
Almatı -ya da genel olarak Kazakistan- pek çok gezgin için ilk sıralarda yer almıyor olabilir. Ancak, henüz gezginlerin akınına uğramamış, pek bilinmeyen yerler her zaman daha başka bir zevkle geziliyor. Tıpkı Almatı'da olduğu gibi. Vizesiz olması; dost, kardeş ve soydaş ülke Kazakistan'da bulunması da Almatı'yı ziyaret etmek için ayrı birer neden!

Benim Almatı maceram, en yakın arkadaşlarımdan biri sayesinde oldu. Biz tanıştığımızda ülkesinden ayrı olsa, hayatın entrikaları ve öngörülmez sürprizleri onu ülkesine, ailesinin yaşadığı şehir olan Almatı'ya geri döndürdü. Dünyanın acayip bir köşesinde, pek keşfedilmemiş bir coğrafyada, 100 tane şehir say deseler aklıma gelmeyecek bir kentte bir kapı bulmuşum. Koşa koşa gitmem mi hiç!

Biraz etimoloji


Öncelikle şehrin adından başlayalım. Alma-Ata, Alma Ata, Almaata, Almati ya da Almaty değil; bu şehrin adı Türkçede Almatı diye yazılıyor: " ı " harfi ile. Kaynak isteyenler Dışişleri Bakanlığı Almatı Başkonsolosluğunun sayfasına bakabilirler. Alma-Ata eski adıymış. Almaty ise İngilizce yazılışı.

Çağrıştırdığı şey "elma" sözcüğü değil mi? Evet, aynen öyle. Almatı adı bildiğimiz eski alma/elma kelimesinden geliyor. Elma bütün şehrin simgesi ve Almatı elmalarının tadı tarif kabul etmeyecek türden. O kütür kütür, sulu, mis gibi kokan Almatı elmalarını mevsiminde gitseniz de bir tatsanız...

Kışın mı gidilir, yazın mı?


Almatı'da kışın da yazın da tadı ayrı
Almatı, ister yazın gidin, ister kışın gidin, gezginlere yılın her dönemi yapacak bir şey sunuyor. Elbette yaz güneşinin tadını çıkararak, rahat giysilerle şehri gezmek herkesin ilk tercihi olacaktır. Ancak, kışın da kayak keyfini yaşamak var diğer yandan. Karlı kış günleri ayrıca müze gezmek ve dağ evlerinde kalmak için de hoş bir fırsat.

Orta Asya şehirleri kışın akıl almaz bir karın altına gömülüp, bizim hayal bile edemeyeceğimiz soğuk havalar altında tir tir titreseler de, Almatı'yı çevreleyen dağlar bölgede garip bir mikroklima yaratıyormuş. Bu nedenle 300 km ötedeki şehirler kışın -30'larla titrerken Almatı'da kışın hava sıcaklıkları düşse düşse 0 dereceye düşüyor. Genel anlamda İstanbul'a benzer bir sıcaklık grafiği olduğunu söyleyebilirim. Kış boyunca birkaç kez kar yağıyor. Kar soğuk havaya bağlı uzun süre yollarda kalabiliyor.

Dağlar ise bu genellemenin dışında. Almatı'yı çevreleyen görkemli dağlar neredeyse tüm yıl karlı. Özellikle doruklardaki karlar hiç erimiyor. Kar, dağ ve güzel hava bir araya gelince elbette tek bir şey akla geliyor: Kayak!

Kışın karların kapladığı Almatı'da yazın lâleler açıyor.

Medeu


Medeu Muz Aydını
Bu potansiyeli gören Sovyet yöneticileri de boş durmamış. Almatı, yapılan yatırımlarla Sovyet Rusya'nın en önemli kayak merkezlerinden biri olmuş. Hâlâ ayakta olan ve etkin olarak kullanılan Medeu Kayak Merkezi, Almatı'nın en bilinen turistik noktalarından biri. Her yıl gerek kış oyunlarına evsahipliği yapan; gerekse hobi amaçlı gelen kayakseverleri ağırlayan Medeu Buz Pisti kayak yapmasanız bile sunduğu kartpostallık görüntüler için bile ziyaret edilmeye değer. Burada bugüne dek 180'den fazla dünya rekoru kırılmış. Bir diğer ilginç özelliği ise dünyanın olimpik boyutlardaki en yüksek rakımdaki buz pisti olması. Buraya Kazaklar Medeu Muz Aydını diyor. Muz = Buz. Aydın ise "Pist" kelimesi yerine kullanılıyor. Alın size Öztürkçe bir karşılık. TDK uyuma!!!

Medeu'ya taksiyle ya da otobüsle gidebilirsiniz. Otobüsler çok daha seyrek. Rusça ya da Kazakça bilmeyenler için  otobüs tabelalarını okumak ya da zaman çizelgesi bulmak pek güç. Bu nedenle Uber uygulaması üzerinden araç bulmanızı şiddetle öneririm. Uber Kazakistan'da çok yaygın ve taksilere oranla çok daha hesaplı.

Otobüsler ve özel araçlar ancak Medeu'nun girişine dek gelebiliyor. Buradan sonrası için merkezin servis araçlarına bilet almanız, teleferiğe binmeniz ya da yaya olarak tırmanmanız gerekiyor. Teleferik belirli dönemlerde çalışıyor. Ben servis aracıyla çıkıp, yürüyerek inmeyi seçtim. İniş yolunda yokuş ve merdiven kenarları, fenalaşıp çatlayanlarla doluydu! İniş kolay ve zevkli ancak bacaklarınıza ve ciğerlerinize güvenmiyorsanız tırmanışı sakın denemeyin!

Yukarıda ne var peki? Buz pistini gören bir seyir terası ile muhteşem dağ manzaraları... Dağların arasına saklanmış ufak düzlük ve yaylalarda Kazakların yurt dediği otağlarını kurmuş göçebelerin köylerini görebilirsiniz. Kayak yapmayı düşünmüyorsanız, biraz temiz hava alır; biraz da fotoğraf çekinip dönersiniz!

Almatı Ortalık Parkı


İngilizcede Central Park denen bu "merkez parkı" kavramına,  Kazaklar "ortalık parkı" diyor. Merkez / Orta ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda ne mantıklı bir kullanım! Biz neden Öztürkçesini bırakıp Arapçadan "merkez" sözcüğünü almışız acaba? İnanın, bu coğrafyayı gezdikçe insan Öztürkçe kullanımına daha da önem veriyor.

Göletin yazın görünümü
Neyse, ciddi konulara dalmadan gezginleri ilgilendiren bilgilere geri dönelim. Almatı Ortalık Parkı, içinde yapay bir gölet bulunan, bir koru niteliğinde. Şehrin göbeğinde, yıllanmış ağaçların gölgelediği tam bir kaçış ve rahatlama yeri. Yürüyüş ve bisiklet yolları var. Köpeklerini gezdirenlerle, çocuklarını oynatanlarla, yürüyüş ve koşu yapanlarla her daim tıklım tıklım. Göl, kışları donuyor ve buz pistine -Kazakların deyimiyle muz aydınına- dönüşüyor. Açık göle kendi kızağınızla ya da buz ayakkabınızla ücretsiz girebilirsiniz elbette. Ancak, yanınızda yoksa ufak bir ücretle buz pateni kiralayarak da buzda kayma keyfini deneyimleyebilirsiniz. Yazın ise gölette sandal, kano ve su bisikleti dönemi başlıyor. Fiyatlar bizdeki gibi. Fahiş fiyatlar ödemezsiniz.

Göletin  kışın buz tutmuş hali
Park içinde ayrıca delfinaryum (yunus gösteri merkezi), aquapark (su parkı) küçük bir hayvanat bahçesi, lunapark ve at binme yerleri var. Dilerseniz parkı faytonla da turlayabilirsiniz. Özellikle havalar ısındığında ortalık panayır yerine dönüyor. Böyle yerlerde bulunabilecek her türlü satıcıyı bulabilirsiniz: mısır, pamuk şeker, çekirdek, dondurma, içecek vb... Kazakların "haywanattar bağı" dediği parktaki hayvanat bahçesi, kışın kimi hayvanları soğuk havadan korumak için teşhirden kaldırıyor, pek fazla hayvan göremeyebilirsiniz. Bu nedenle parkı yazın ziyaret etmekte yarar var!

Köktöbe 


Kışın Köktöbe, teleferik ve Almatı manzarası

Türkçeye Göktepe olarak çevirebileceğimiz bu yer Almatı'nın belki de en turistik bölgesi. Sonsuzmuş izlenimi veren uçsuz bucaksız bir ovaya yayılan Almatı'nın güney ucunda birden bire dağlar yükselmeye başlıyor. Bu dağlar, şehrin çatısı gibi adeta! Buradan Almatı'yı izlemek başlı başına bir zevk olmasına karşın, Köktöbe'de yapabileceğiniz çok sayıda etkinlik var. Öncelikle Köktöbe ile özdeşleşmiş bir teleferik var. Şehir içinden sizi alan teleferik, sizi yukarıya Köktöbe'ye çıkarıyor. Şehir manzarasının keyfini çıkartırken bolca fotoğraf ve video çekebilirsiniz. Tek yön: 1000 tenge.

Yukarı vardığınızda genişçe bir açıklığa çıkacaksınız. Hemen önünüzde Köktöbe'nin simgelerinden olan bir dönmedolap var. Çıktığınız yükseklik sizi kesmediyse bir de bu dolaba binebilirsiniz! Hemen yanında trambolin ve zıplama halatları var. Makûl fiyatlara hoş vakit geçirmek için düşünebilirsiniz.

Bunlar dışında bir de oldukça mütevazı macera treni bulacaksınız. Köhne görüntüsü güvenlik konusunda çekince uyandırsa da ben bindim ve ölmedim! Üstelik oldukça da zevkli bir deneyimdi, çok eğlendiğimi itiraf etmeliyim!

Köktöbe'de birkaç da restoran var. Gün batımından önce gelip, biraz manzaranın keyfini sürüp resim çekindikten sonra Almatı'nın etkileyici akşam manzarasına karşı akşam yemeği yemenizi kesinlikle öneriyorum. Her keseye uygun bir işletme var. Hamburger ve ayaküstü yiyecekler satan yer de var, lüks akşam yemeği sunan yer de. Lüks demem gözünüzü korkutmasın, fiyatlar bizim için oldukça makûl.

Almatı manzarasına karşı "Köktöbe" yazısı önünde fotoğraf çekinmeyi ve kafeslerde sergilenen birkaç çeşit hayvanın olduğu açıkhava hayvanat bahçesini görmeyi de es geçmeyin. Burada da yine her türlü aburcubur yiyecek ve çeşit çeşit hediyelik eşya bulabilirsiniz. Kazaklar pazarlık etmeyi bilen bir millet. Bu nedenle pazarlık etmekten çekinmeyin, 3 tane alırsam şu kadar olur mu, şunu da alsam ikisi şu kadara olur mu tarzındaki pazarlıklara alışkınlar. Yani, Türklere de nasıl pazarlık edileceğini ben öğretmeyeyim değil mi!

Köktöbe, Almatı dağlarının en alçak tepelerinden biri. dağlar bu noktadan sonra artarak yükselmeyi sürdürüyor. Dağların hemen arkası Kırgızistan toprakları ve Bişkek. Gelin görün ki harita üstüne böylesine yakın olsalar da Almaty ve Bişkek arası dağlar nedeniyle neredeyse aşılmaz bir yol. Bu nedenle bu iki yakın şehir arasındaki mesafeyi aşmanın en kolay yolu olarak uçak kullanılıyor.

Kökbazar


Bizim Gökpazar diye çevirebileceğimiz bu yer ise Almatı'nın Eminönü'sü diyebiliriz. Envaiçeşit peynir, zeytin, et ve gıda ürününün bulunabileceği bu dev pazaryeri günün her saati tıklım tıklım. Kapalı bir alanda, pazarcı esnafı mantığıyla kurulan pazar Almatılılarca etkin biçimde kullanılıyor. Her ürünün en tazesinin yalnızca burada bulunabileceğini düşünüyorlar. Gerçekten de müşteri yoğunluğu öylesine fazla ki, ürün döngüsü çok hızlı. Satılanın yerine hemen tazesinin gelmesi normal. Burada yine bazı hediyelik eşya dükkânlarını bulabilirsiniz. Ayrıca deriye meraklıysanız deri veya tekstil her türlü giyim eşyasını da burada bulabilirsiniz. Ancak çoğunun Türkiye'den geldiğini belirtelim. Kazakistan yaylalarında üretilen balların ve cevizin de oldukça makbul olduğunu söyleyelim. Tadıp satın alabilirsiniz. Türk esnafı gibi almadan önce tattırma olayı burada da var.

Panfilov Parkı 


Panfilov Parkı, Almatı'nın en önemli ziyaret merkezlerinden biri. İkinci Dünya Savaşı'nda Moskova'yı savunurken ölen fakat büyük kahramanlık göstermiş olan 28 kişilik Panfilov askerî birliğinin adını taşıyor. Yaklaşık 650 bin Kazak askeri, Sovyet Rusya adına İkinci Dünya Savaşı'nda yaşamını yitirdiği için 2. Dünya Savaşı ile ilgili anılar Kazaklar için çok önemli. Kendilerini bir dünya savaşının kazanan tarafı olarak görüyor ve bunda haklılar. Ama insan düşündükçe, hiç ilgileri olmayan bir coğrafyada, hiç ilgileri olmayan bir savaş için 650 bin Kazak'ın can vermesindeki saçmalığın farkına varıyor. Bunlar da ince konular, biz parkın turistik yönlerine dönelim.

Almatı Ketedrali

Panfilov Parkı'ndaki anıt ulusal bir simge olarak saygı görüyor. Anıtta, ölenlerin anısına sürekli yanan bir ateş var. Bazı yerlerine insanların canlı çiçekler bıraktığını görebilirsiniz. İkinci gidişimde milliyetçi bir Rus kökenli Kazakistanlı anıtın üstüne basanları bağırarak uzaklaştırmakla meşguldü. Hadi demeyeyim dedim ama söyleyeceğim... 28 kişilik birliktekilerin aslında neredeyse tümü Rus. Kazanılan zaferin ya da bu birliğin Kazaklarla ya da Kazak milliyetçiliğiyle uzaktan yakından bir ilgisi yok. Ama Kazakistan nüfusunun %25'inin Ruslardan oluştuğunu söylersem belki bir fikriniz olur... Sevgili Nursultan Nazarbayev amca, ülkedeki Rus azınlığı hoş tutmazsa, dahası Sovyet zamanı yapılan bu parka aynı değeri vermezse Rusya'dan sağlam bir şamar yiyebilir. Ben iyisi mi Kazakistan'ın siyasi ve toplumsal durumu hakkında ayrıca bir yazı yazayım. Söyleyecek çok şeyim varmış meğer!

Panfilov Parkı'ndaki anıtın yanısıra, içeride bir de şehirdeki Rusların en büyük katedrali var. Aslına bakarsanız Almatı'da Hristiyanlara ait başka dinî yapı görmedim. En büyük olmanın yanı sıra tek de olabilir. Komünist Soyvet dönemde din unutturulmaya ve tüm dinsel yapılar yerle yeksan edilmeye çalışıldığı için bu katedral de tarihî bir yapı değil. Komünizm'in yıkılmasının ardından yaptırılmış. Ama klasik Rus dinî mimarisini görmek için mutlaka ziyaret etmelisiniz. Ortodoks kiliseleri zaten hep ilgimi çekmiştir. İçerideki ikonalar ve ikonalara gösteren saygı görülmeye değer. Gelen geçen kutsallık yüklenen bu ikonaları ya da ikonaların bulunduğu camekânları şapur şupur öpüyor. Sonra da saygıdan mendilleriyle öpücük izlerini siliyor. Tüm Ortodoks mabetlerinde olduğu gibi buraya da girerken kadınlar başlarını örtüyor. Asık suratlı teyzeler, eğer giyim kuşamınız uygun değilse ya da fotoğraf çekerseniz sizi sert bir dille uyarabilirler, dikkat!


Müzeler

Almatı başkentlik sıfatını 1998 yılında Astana'ya kaptırsa da Kazakistan'ın ekonomik ve kültürel başkenti olmayı sürdürüyor. Bu da yukarıda değindiğim gibi hassas ve üzerine apayrı bir yazı kaleme alınması gereken bir konu. Ruslar Astana ve çevresindeki topraklara bir aralar göz diktiği için Nursultan Nazarbayev amca başkenti Almatı'dan Astana'ya taşıyıveriyor.

Almatı Memlekettik Ortalık Müzeyi
Almatı / Astana tezatı aslında, tıpkı bizdeki Ankara / İstanbul ikilemi gibi. Başkent resmiyette Astana ama her şey Almatı'da. İşte böyle önemli bir şehre göre bana kalırsa Almatı'daki müze sayısı çok ama çok yetersiz. Var olan müzeler de nitelik olarak dünya ölçütlerine göre pek vasat.

Benim gördüğüm kadarıyla 4 müze var. Memlekettik Ortalık Müzeyi adındaki ulusal müze; Halık Muzikalık Aspaptarı Müzeyi dedikleri Halk Müziği Çalgıları Müzesi ve benim ziyaret etmediğim Askerî Müze ile Arkeoloji Müzesi.

Müzeler ne yazık ki Rusça bilmeyenleri çok sarmayacak türden. İngilizce açıklama çoğu yerde yok. Ama yine de ulusal müzeyi gezmek zevkliydi. Soyvet yönetiminin zalim ve kirli göç politikaları nedeniyle Kazakistan nüfusunun%25'inin Ruslardan oluştuğuna yukarıda değinmiştim. Yalnızca Ruslar değil, toplumda hatırı sayılır oranlarda Özbek, Azerbaycanlı, Ukraynalı, Tatar, Alman hatta Koreli bulunuyor. İşte bu müzenin en ilginç yönü Sovyet sürgünleriyle Kazakistan'a savrulan tüm bu halkların kültürlerine ayrılmış olan salondu.

Müzenin bu salonunda Türklere de bir bölüm ayrılmıştı ancak çok çok zayıf ve sönüktü. Herhalde her halk, kendi bölümünü finansal olarak desteklemişti. Korelilerin bölümü en zenginlerden biriydi. Kürtler bölümü ise bana yok artık dedirtti. Kazakistan Kürtlerinin sayısı 40 bin dolaylarındaymış. Stalin denen zalim herif Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan topraklarında yaşayan Müslüman Kürtleri, Türklerle birlik olup da başkaldırmasınlar diye taa buralara sürmüş. Kimseye zararı olmayan masum Kürtler sürüleceğine keşke, bizdeki kanıbozuklar sürülseydi diyor insan... Neyse...

Arbat Caddesi


Aslında böyle bir cadde yok. Almatı'nın en önemli caddelerinden biri olan Jibek Jolı (Kazakçada bizde y olan ses, j'ye dönüşüyor, yani bu aslında İpek Yolu demek) Caddesinin bir bölümü yayalaştırılmış. İki yanına banklar koyulmuş. Ünlü birkaç mağaza ve restoranlar konuşlanmış. Almatılılar da Moskova'nın ünlü alışveriş caddesine atfen buraya Arbat demişler. Arbat'ın en büyük alametifarikalarından biri yol boyunca sıralanmış ressamlar. Burada kâh resim yapan; kâh yaptıkları resimleri sergileyip satan sanatçıları göreceksiniz. Fiyatlar hiç de öyle uygun değil. Pazarlık yapılabilir elbet ama istedikleri fiyatlar, pazarlığa dahi kalkışmadan müşteriyi kaçıracak türden.

Cumhuriyet Meydanı

Cumhuriyet Meydanı
Almatı'nın en önemli merkezlerinden biri olan Cumhuriyet Meydanı, Kazakistan'ın bağımsızlığına giden Jeltoksan Ayaklanması'nın merkezi. Başkentlik dönemlerinde Akimat yani Hükümet binasına ev sahipliği yapıyormuş. Meydanda meşhur Altın Adam'ın anısına bir dikilitaş var. Alanın simgesel önemi nedeniyle çevresindeki hiçbir yapıya müdahale edilmiyor. 27 yıl önceki haliyle korunmakta. Almatı'da bulundum demenin en iyi kanıtı, burada çekindiğiniz bir resim paylaşmak!

Alışveriş merkezleri


Kazakistan, doğalgazdan elde ettiği gelirleri akıllıca kullanmayı bildiği için son yıllarda ekonomik olarak büyük bir atılım yaptı. Bu ekonomik büyüme halka da yansıdı ve refah düzeyi eskiye oranla oldukça arttı. Sovyet döneminde birer hayal olan uluslararası markalar artık Kazakistan pazarında birer birer boy gösteriyorlar.

Dostık Plaza
Durum böyle olunca, alışveriş merkezi konsepti de Kazakistan'a girmekte gecikmemiş. Son yıllarda ülkede alışveriş merkezleri birer birer açılmaya başlamış. Ülkenin ekonomik başkenti Almatı elbette başı çekiyor. AVM deryası İstanbulumuz ile kıyaslanamaz olsa da şehirde birçok alışveriş merkezi açılmış. Bunlardan en önemliler Dostık Plaza, Mega ve Esentay. Dostık Plaza ve Mega daha ziyade orta sınıf markalara evsahipliği yaparken, Esentay adlarını zikrederek reklamlarını yapmak istemediğim aşırı lüks giyim ve aksesuar markalarını barındırıyor. Tamam halk belirli bir refah düzeyine ulaşmış ama bu kadar da değil! Kazakistanlılar bile buralardan kimlerin alışveriş yapabildiğini merak ediyor.

Göğsümü gererek söylüyorum ki Türk giyim markaları Kazakistan'da başı çekiyor. H&M ve Zara gibi Avrupa devlerinin yeni yeni girdiği Kazakistan pazarına, Türk markaları yıllar önce girmiş. LC Waïkiki, DeFacto, Mavi, Koton, Tergan gibi markalarımız yıllardır Kazakları giydiriyor. Bunun dışında markalaşmamış olsa da yüzlerce küçük Türk işletmesi Kazakistan'a mal gönderiyor. Henüz McDonald's ve Starbucks'ın bile yeni girdiği Kazakistan gerçekten büyük ve gelişmeye açık bir pazar. Girişimcilere duyurulur!

Mega Center

Operaevi

Tüm eski Sovyet şehirlerinde olduğu gibi Almatı'nın da dillere destan bir operaevi ve tiyatrosu var. Ne yazık ki içinde bir temsil izleme şansım olmadı fakat şehrin en seçkin semtlerinden birinde bulunan opera binasını en azından dışarıdan görebildim. Ulusal ve uluslararası gruplar yıl boyunca burada sahne alıyor. Eski Sovyetlerin tek olumlu yanı sanata ve sanatçıya verilen değer olsagerek. Onlardan geri kalan en güzel miras bu sanat kültürü. Müzede ve Merkez Parkı'nda rastladığım gösterilerde gördüm ki, sanat bilinci ta çocuklukta Kazaklara aşılanıyor. Bacak kadar çocukların yaptığı gösterileri yapacak adam şu an bile bizim ülkemizde yok ne yazık ki.

Dağevleri


Dağevinde şaşlık partimiz
Kazakistan denize kıyısı olmayan az sayıda ülkeden biri. Bu nedenle bizde denize atfedilen önem burada başka şeylere; dağlara ve akarsulara veriliyor. Kazaklar için dağlara yakın yaşamak çok önemli. Eviniz dağlara ne kadar yakınsa ya da dağ manzarasını ne kadar görüyorsa o denli değerleniyor. Dağlardaki bir ev, bizde bir Boğaziçi semtindeki apartman dairesi kadar para ediyor. Kültürel bir şey. Onlar için paha biçilemez bir şey. 

Bu nedenle varlıklı Kazaklar, dağ eteklerinde ya da dağların yerleşime elverişli yüksekçe bölümlerinde dağ evleri yaptırıyor. İçlerinde sauna olmazsa olmazlardan. Ne kadar varlıklıysanız, oda sayısı ve iç donanımı o kadar artıyor. Havuzdan, kameriyelere, bilardo odasından, spor salonuna lüksün sınırı yok! Yazın da kışın da dağevlerinde mangal partileri veriliyor, arkadaş toplantıları düzenleniyor. Bu evler nadiren kiralanabiliyor. En iyi yol, böyle bir eve sahip olan bir Kazak arkadaş edinmek galiba!

Almatı dışına görülebilecek yerler


Almatı'da yapılabilecek etkinlikleri, görülecek yerleri sıraladım. Fakat üşenmeyip biraz yol tepebilecek gezginler vardır düşüncesiyle Almatı çevresindeki görebileceğiniz birkaç yeri daha sizinle paylaşmak isterim.

Medeu'nun üst kısımlarındaki, yani Medeu'dan da yüksekte bulunan Şimbulak, dünyaca ünlü bir kayak merkezi. Medeu'dan araçla 1 saat sürüyor. Teleferikle bu süre neredeyse 4 katı kısalıyor. Kaymayı biliyorsanız, mutlaka ziyaret etmeye değer!

Tamgalı'daki figürler
Şarın Kanyonu... Amerika Birleşik Devletleri'ndeki meşhur Büyük Kanyon'dan sonra dünyanın ikinci en derin ve geniş kanyonu olma özelliğini taşıyan Şarın Kanyonu'na hava koşulları nedeniyle neredeyse yalnızca yazın gidilebiliyor. Almatı'dan 200 kilometre uzaklıkta yer alan kanyona güne çok erken başlamak koşuluyla günübirlik ziyarette bulunabileceğiniz gibi, konaklamalı ziyaretlerde de bulunabilirsiniz. 

Büyük Almatı Gölü, Almatı'yı çevreleyen ulu dağlarda bulunan yapay bir baraj gölü. Yapay bir göl olmasına karşın, kısa sürede çevresiyle bütünleşmiş, gerçek anlamda bir dinlence yerine dönüşmüş. Şehrin elektriğinin önemli bir bölümü de buradan karşılanıyor. Şehir merkezine 28 kilometre uzaklıkta bulunan gölün kendisi 2511 metre yükseklikte yer alıyor. Çevresindeki dağların ise (Alatau) yüksekliği 4000 metreyi aşıyor. Bu görkemli göl, masmavi rengiyle özellikle yazın fotoğrafçılara harika kareler sunuyor. 

Almatı'ya 170 kilometre uzaklıktaki Tamgalı ise belki de ziyaret edebileceğiniz yerler içinde en özellerinden biri. Eski Türklerin taş ve kayalara oydukları şekiller nedeniyle Tamgalı (damgalı) olarak adlandırılan bu bölgenin dinî/kültürel bir bölge olduğu düşünülüyor. UNESCO tarafından kültür mirası olarak koruma altına alınmış. Kayalara kazınan "tamgalar" arasında insan ve hayvan figürleri ile av betimlemeleri var. Kimilerinin 3000 yıllık olduğu saptanan bu tamgalar, kesinlikle ziyaret edilmesi gereken bir yer. Bölgede çok sayıda antik mezar alanı da varmış. Kesinlikle araştırmaya değecek, el değmemiş bir bölge. 

Bir de Kolsai Gölleri varmış ki, gitmenin hayalini bile kuramadım. 3 gölden oluşan bu bölge, Kazakistan'ın en güzel doğa harikalarından imiş. İlk göle kadar araçla gidiliyormuş; ancak buradan sonra ikinci ve üçüncü göl için at sırtında 1 gün gerekiyormuş. Düşünsenize ne macera olurdu!    

Almatı'da yeme içme işleri


Kazak kurutları
Eski başkent Almatı, Kazakların en yoğun yaşadığı yerlerden biri. Bu nedenle Kazak mutfağını deneyimlemek için biçilmiş kaftan. 1,5 milyona yaklaşan nüfusu ve canlı ekonomisi nedeniyle gerçekten zengin bir restoran çeşitliliği var. Buna bir de Almatı'yı yurt edinen sürülmüş halkların mutfaklarını ekleyin... Kazaklarım meyramhana dedikleri restroranlar şehrin her yerinde. Adımbaşı bir mekâna rastlayabilirsiniz. Türk, Gürcü ve Koreliler aracılığıyla Uzakdoğu mutfağı çok meşhur.

Mekânın ekonomik düzeyine göre genelde İngilizce menü bulunuyor. İngilizce bilen çalışan ise pek yok. Bahşiş olayı şart değil. Genelde tüm mekânlarda ücretsiz kablosuz İnternet var. Şifre sormanız gerekebilir. Kredi kartıyla ödeme oldukça yaygın fakat kimi yerler kabul etmeyebilir. Gerek restoranlarda, gerek hizmetin ödeme işleminden önce alındığı başka yerlerde kart geçip geçmediğini önceden sormanızda yarar var.

Almatı'nın deneyimlediğim ve size de önerebileceğim bazı restoranlarını şöyle sıralayabilirim: Jeti Kazına, Kaganat, Sançak, Monroe, Kişlak, Haçapuri Hinkalieviç ve Sushi-n-Roll...

Gürcü restroranından
Göçebe bir kültürden geldikleri için Kazakların çok çok zengin bir mutfak kültürleri olduğunu söyleyemem. Tamam, elbette ki yüzyıllardır yerleşikler ve ulusal yemekleri var ama çok zengin değil işte! Beşparmak, şaşlık, kuvırdak, mantı, pilaf ilk akla gelen Kazak yemekleri. Bir restorana giderseniz söylemeniz gerekenlerin başında bu yemekler geliyor. Ancaaaak, Kazak mutfağını tatmanın en iyi yolu ne derseniz, anne eli derim. Bence bir Kazak'ın evine konuk olun!

Kazak mutfağının "tört tülik mal" yani "dört türlü et" denen sığır, kuzu, at ve deve eti üstüne kurulduğunu belirtelim. Hamur işleri de elbette önemli bir yer tutuyor. At eti, bizde haram mı helâl mi; ne kadar helâl, ne zaman helâl tartışmalarının odağında olsa da Kazaklar afiyetle tüketiyor. Kazı denen at sucuğunu ve at pastırmasını ise yere göğe koyamıyorlar. At etinin haram olduğuna ilişkin Kuran-ı Kerim'de açık bir emir yok. Fakat siz ille de ben yemem diyorsanız, yediğiniz yemeğin içinde ne olduğunu önceden sorun.

At sütünden yapılan millî içkimiz kımızı da gitmişken denemenizi öneririm. Ekşi ve kekremsi tadı beni çok açmasa da içilmeyecek bir şey değil. At ve deve sütünü taze olarak da tüketiyorlar. Kökbazar'a giderseniz satıcıların tezgâhlarında tadına bakabilirsiniz. Kökbazar'da bir de "Kurt" ya da "Kurut" dedikleri peynir kurusunu deneyin. Yarabbülâlemin, o nasıl bir şeydir öyle. Onların ayıla bayıla yedikleri o korkunç şeyi bakalım yutabilecek misiniz?

Bunun dışında lordan yaptıkları şekerleme tarzı şeyler var. İçine kakao, şeker vb koyarak değişik biçimlerde çeşnilendiriyorlar ve oldukça lezzetli. Bizdeki kavrulmuş helvaları da kalıplarla biçimlendirerek (genelde kalp biçimli) satıyorlar ve severek tüketiyorlar.

Koreli azınlıklar nedeniyle şehirde Kore salatası kültürü çok yaygın ve Kökbazar'da Kore mutfağına dair pek çok şey bulabilirsiniz.

Kazakların gururla sözünü ettiği bir de çikolata markaları var: Rakhat. Şehiriçindeki fabrikasından günün her saati mis gibi kokular yayan bu çikolata markasını yakından tanımalısınız. Fabrikanın altında bir de satış mağazası var. İnanılır gibi değil ama insanlar kuyruk oluyor. Doğum, doğumgünü, eş/dost/akraba ziyareti, yıldönümleri gibi özel günlerde insanlar buradan çikolata alıp sevdiklerine armağan ediyor. Çeşit çeşit çikolata içinde insan seçmekte zorlanıyor. Kazakistan'dan götürülebilecek en iyi armağan bu çikolatalar olabilir.

Almatı'ya yeni gelen ve hızla yayılan bir diğer girişim de butik ve tasarım kafeler. İnanılmaz güzel dekorasyonlarla bizim İstanbul Karaköy'deki kafeleri aratmayan onlarca mekân var Almatı'da. Kesinlikle gitmenizi, özellikle kışın bu kafelerde vakit geçirmenizi öneririm. Fiyatlar aşağı yukarı bizdeki gibi. Kahveleri oldukça lezzetli, tatlıları başarılı... İlk anda aklıma gelenler, Honest Coffeehouse, Angel-in-Us Coffee, Del Papa, Coffeedelia, Art Lane ve Hard Rock Café... Özellikle Coffeedelia şehrin Bağdat Caddesi'ni andıran bir caddesinde, lüks araçları ve marka giysileriyle gelip piyasa yapan gençlerinin takıldığı bir kafe.

Honest Coffee House hatırası

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder